Referans Mektubu Nasıl Alınmalı? Sözlü Mü, Yazılı Mı?

Soru: Referans mektubunu somut bir mektup şeklinde mi alıyorsun yoksa sadece ben referansın olurum sözünü mü alıyorsun?

Cevap:

Öncelikle söz alman gerekiyor. İlk adım o. Fakat bir başvuru sırasında yazılı olması gerekiyor. Ama söz aldıysan bir hocadan, yazılı almak da zor değil.

Okullar genellikle referansın kendi sistemleri üzerine hoca tarafından elektronik olarak girilmesini istiyorlar. Sen okul başvurusu sırasında söz aldığın hocayla konuşup, referansın konuştuğunuz gibi lazım olduğunu söylüyorsun. O da tekrar tamam diyecektir muhtemelen. İşte o zaman, hocadan mail ve telefon alıyorsun ve okul başvuru sistemine giriyorsun. Sistem otomatik mail atıyor hocaya, hoca da ya daha önceden hazırladığı bir mektubu giriyor, ya da sıfırdan yazıyor. Çok gerek kalmadıkça (kritik bir karar olmadıkça) telefonla aramıyorlar. Eposta üzerinden olunca, .edu uzantılı adresten olduğu için resmi oluyor. Kandırılma şansı çok daha düşük oluyor okulların.

Genelde böyle işliyor. Kimi hoca ise sana referans mektubunu yazılı olarak veya maille önceden atabilir, çok meşgulse ve uğraşmak istemezse. Ama bunun resmiyeti çok daha düşük. Okullar güvenmiyor sana gerçekten mektubu aldın mı, kendin mi hazırladın diye. Fakat kendi yüklediğin mektupları kabul eden sistemler olduğunu duymuştum hiç rast gelmediysem de… 🙂

İşte böyle kabaca… Umarım faydalı olmuştur. 🙂

Advertisements

ODTÜ’ye Yeni Başlayan Birine Tavsiyelerim Nelerdir?

Soru: ODTÜ’ye yeni başlayan birine ne gibi tavsiyeler verirdin?

Cevap:

Eğlenmeye bakın. 😀 Mutlaka Hazırlık okuyun. Dil için değil, okulu tanımak için. Partilere gidin, topluluklara girip çıkın. 1 toplulukta sabit kalmaya çalışın (bir yandan diğerlerini denerken). Eymir’e gidin bol bol.

ODTÜ’yü lisenin devamı olarak görmeyin, tüm üniversite öğrencilerimden tek isteğim o aslında. Orada var olduğunuzu, “bir şeyler” yaparak ispatlayın. Bir değişim, bir fark yaratın. ODTÜ’nün ruhu denen o şeyi yaşamakla kalmayın, yaşatın ve ona bir şeyler katın.

Ot gibi girip, ot gibi çıkmayın. 🙂

ODTÜ Öğrencisinin Master ve Doktora ile İlgili Bilmesi Gerekenler

Bana en sık sorulan sorulardan birisi de master ve doktora ile ilgili sorular. O yüzden bazı temel bilgileri vermek istedim bu başlıkta, umarım faydası olur.

  1. Önce şunun ayrımını bir öğrenelim: Master = Yüksek Lisans. Doktora = Doktora. Yüksek lisans, doktorayı da içine alan bir kavram değildir. Yüksek lisans, master’dır, üzerine istersen doktora da yaparsın, cilalanır. Master ve doktoraya kollektif olarak lisans üstü eğitim denir. Yani “yüksek lisans” ile “lisans üstü eğitim” karıştırılmamalıdır. Doktora, yüksek lisans değildir.
  2. Master, bir alanda bir miktar uzmanlaşmak, fazladan 6-8 ders alarak daha da özelleşmek için yapılan, genelde 2 sene süren, tezli veya tezsiz olabilen bir çalışmadır. Master’ın öyle aman aman bir faydası olmaz, eğer saha değiştirmek istemiyorsanız (örneğin mühendisken, işletmeci veya müdür falan olmak amacıyla MBA yapmak gibi). Yapabilirseniz tabii yapın master’ı, ancak master yaptınız diye firmalar “Aga gözünü seveyim bizde çalış.” falan demeye başlamayacak (eğer muazzam bir şey yapmazsanız master sırasında).
  3. Doktora, işin “felsefesini” öğrenmek için yapılan iştir. Genelde 4 sene sürer, 12-16 ders alınır, en az 1 makale basmanız beklenir . Sene sayısı (ve makale sayısı) 5-6’ya kadar çıkabilir – nadiren. Bana sorarsanız eğer akademi dışında (özel sektör gibi) çalışmak istiyorsanız, doktora zaman kaybı olabilecektir; bunun yerine master’ınızı yapın, sonra iş hayatına atılın. Doktoranızı yapıyorsanız, işin özünde olması gerektiği gibi, “Ben akademide kalacağım.” demeyi kabul etmişsiniz demek gibi düşünün. Bence buna göre davranın ve sadece akademisyen olmak isterseniz doktora yapın. Yoksa 4 sene sahada çalışarak edineceğiniz kıymetli deneyimi (ve hatta muhtemel terfileri), epey yorucu bir şekilde, doktoraya odaklanmaya çalışarak, eziyet çekerek ödersiniz. Evet, master-doktora yaparsanız alacağınız maaş artar ve başlayacağınız pozisyon yükselir; ancak deneyimsiz olacağınızdan (hatta var olan pratiğinizi de o süreç içerisinde iyice körelteceğinizeden) ve yaşınız epey ilerlediğinden sektördeki iş imkanları bence daralacaktır. Şov olsun veya popüler diye doktora yapmayın, hedefiniz bilim insanı olmak ve bilim üretmek ise doktora yapın. Ancak işin şu boyutu da var: üniversitede akademide kalıp, pratik olarak sürekli sektör işleri yürütebilirsiniz. Birçok profesör bu şekilde yaşamını -epey iyi bir şekilde- sürdürmektedir. Yani opsiyon ve yaklaşımların sayısı sonsuz; ancak optimumunu hedefleriniz belirleyecektir.
  4. Bazı hocalarım da dahil olmak üzere birçokları sektöre girecekseniz bile doktorayı tamamlamanızı söyler. Dediğim (ve dedikleri) gibi, maaşınız ve saygınlığınız artacaktır, ancak bence o kadar hırslıysanız zaten 4 sene sektör içinde çalışarak da o saygınlığı edinebilirsiniz. Doktorada sektörde kullanacağınız hiçbir şey öğrenmezsiniz. Hani lisans sıralarında “Off abi bunu nerede kullanacağım hayatta ben?” falan diye mızmızlanıp duruyordunuz ya… İşte doktora onun 4-5 katı “pratik hayattan kopuk”tur, 4-5 kat salt bilimin içerisindedir. Tamamen araştırmaya yönelik dersler alırsınız, kimse sizi pratik işler için eğitmez, bazen tek bir ürün çıkarmadan, sadece teoriden giderek tez yazarsınız. Dolayısıyla fantezilere gerek yok derim. Ama karar sizin tabii ki… Doktora kolay bir şey değil, bilin. Karşılığında alacaklarınız da o zorluğa göre tabii…
  5. Master ve doktoranın en önemli olayı burstur. Burs almayacak olursanız, eğer ücretsiz bir okul falan değilse, yurtdışında iyi bir üniversite için çok rahat yıllık 30.000-60.000 dolar arası, ortalama bir üniversite için 20.000-30.000 dolar arası bir para ödemeniz gerekebilir. Bu sebeple, bursları incelemeye başlayın. Türkiye’de, geri dönme şartıyla verilen birçok burs var. Ben tabii ki nefret ediyorum hepsinden; ancak Türkiye’de yaşamayı düşünebilecekler için iyi bir opsiyon olabilir.
  6. Bu bursların en meşhuru Fulbright bursudur. Burs karşılıklıdır, yani sana para verirler, her şeyini karşılarlar ama ABD’de bulunduğunun 1-2 katı kadar bir süre Türkiye’de çalışmanı zorunlu tutarlar, doktoran falan bittikten sonra. O sebeple çok zorda kalınmazsa başvurulmaması gereken bir burs. Bu arada başvuracaklar dikkat! Bu burslara genelde mezuniyetten en geç 1 sene önce başvurmak gerekir (ve not ortalamanız başvuru sırasında 3.00’ın üzerinde olmak zorunda, arkadaşı 2.99 ortalamayla reddettiler, başvuramadı bile). Yani 3. sınıfın ortalarında falan başvurunuzu yapmış olmanız gerekiyor. Eğer 4. sınıf içerisinde başvurursanız (ve uzatmıyorsanız), 1 sene kendiniz para ödemeniz gerekir, burs çıkacak olursa 1 sene sonra başlayacaktır. 1 sene uzatacakların, 4. sınıfta başvurmaları gerekiyor ki 5. senelerinin sonunda burs alabilsinler.
  7. Bunun haricinde burs almadan okumanın en kolay yolu, notunuzu yüksek tutup okula başvururken size sorulacak olan finans sorularına Burs vermezseniz okuyamam.” seçeneğini seçmek olacaktır Her başvuruda bu seçenek olacaktır ve bazı okullar başvuru sırasında sizden “Letter of Finance” isterler, yani “Okulun parasını nasıl ödemeyi planlıyorsun?” sorusunun cevabını… Bu mektup içerisinde 2-3 cümleyle herhangi bir dış kaynağınızın olmadığını, okuldan asistanlık maaşı almak istediğinizi belirtebilirsiniz. Ahım şahım bir mektup değil yani ama önemli. Okulların yüzlerce farklı kaynaktan gelen paraları olur ve bunları yüksek lisans ve doktora öğrencilerine kullanırlar.
  8. Şimdi bir ayrıma gitmemiz gerekiyor, her zaman olduğu gibi: ABD ve Avrupa… ABD’de master değersizdir, doktora her şeydir. Öyle ki, master öğrencilerine çok nadir burs verirler, tam tersine onlardan tam para alırlar. Onlardan aldıkları parayla doktora öğrencilerine burs verirler. 😀 Bu sebeple ABD’de, benim şu anda yaptığım gibi, master yapmadan direkt doktoraya başvurabilirsiniz! Avrupa’da ise master çok önemlidir, doktora da önemlidir. Master yapmadan çok nadir ve çok zor bir şekilde doktoraya direk kabul alabilirsiniz. Dolayısıyla Avrupa’da master şarttır. Bana göre, eğer yapılabilirse, en iyi kombinasyon Avrupa’da master sonrasında ABD’de doktora yapmaktır. Ancak bu her zaman mümkün olmaz. Birçok profesörle birebir konuşarak aldığım şu bilgiye, aynen katılarak, size iletiyorum: Direkt doktoraya başlarsanız hiçbir şey kaybetmezsiniz! Çünkü doktora, master’da görüp görebileceğiniz her şeyi zaten kapsar ve aşar. Bu sebeple, eğer bu ikilemi yaşıyorsanız, tamamen rahat olun. Kimse “Sen neden master yapmadın?” diye sormayacak, soramaz da ileride, eğer doktoranız varsa…
  9. Ancak… Master yaparsanız, lab işlerine falan adaptasyon zorluğu çekmezsiniz. Ben lisans sırasında bir dolu laba girip çıktığım için aşırı zorluk çekmedim; ancak master yapsaydım doktoradaki işlere ve süreçlere çok daha kolay adapte olabilirdim. Elbette, sırf adaptasyon için 2 sene master yapılmaz; ancak yine de aklınızda bulunsun. Bana kalırsa en büyük artısı bu. Bir diğer güzel artısı master yapmanın, elinizde hazır bir literatür taraması ve araştırma konusunun (ve yeterince başarılıysanız, yayınladığınız bir makalenin) olacak olmasıdır. Bunlar, doktorada ilerlemek için çok faydalı şeylerdir. Ancak yine de, masterınız yoksa herhangi bir şey kaybetmezsiniz, bir miktar tanımadık zorlukla karşılaşırsınız, hepsi bu. Çözülmeyecek şeyler değil ama, endişeniz olmasın.
  10. Avrupa’yı bilemediğim için çok değinemeyeceğim. Ancak genel olarak master-doktora başvuruları mezun olacağınız senenin ilk döneminde ABD için bitmektedir! Şöyle ki, normal bir zamanda mezun olacaksanız, Aralık ayı ortalarında burs verdikleri başvuruların %85’i biter, Ocak ayı ortalarında ise %99’u biter. Dolayısıyla sizin Ekim-Kasım gibi TOEFL ve GRE’inizi alıp, başvurulara başlamış olmanız gerekiyor. Bu iki sınav genellikle çok talep aldığı ve bu sebeple 1 ay kadar sonrasına randevu verebildikleri için, 4. sınıfın ilk dönemi başladığı zaman, 1-2 hafta içerisinde TOEFL ve GRE’ye başvurmuş olmanız gerekiyor! Bunu kaçırırsanız, aceleye gelecektir işler ve sıkıntıya düşersiniz. Gerek yok. Adam gibi yapın işleri. 
  11. Avrupa’da başvurular genelde Mayıs-Haziran’a kadar devam ediyor. Ama kim takar Avrupa’yı, değil mi? 😛 Onların burs sistemi de benzer, ancak burslu başvuru ve burssuz başvuru diye ayrılmıyor.
  12. Ben illa Avrupa’ya gideceğim diyorsanız, tavsiyem Erasmus Mundus Master ve Doktora programlarına bakmanızdır. Binbir program var ve birden fazla okuldan diploma alma şansınız olabilir. Hem de gizli isteğiniz olan ama hepimizin bildiği “gece hayatına dalma” işini de bol bol yapabilirsiniz (derslere dikkat!). Hadi evlatlarım, bu mentalitedeki arkadaşlarımızı Avrupa heyecanla bekliyor! Go go go! 😀 Tabii Avrupa’ya gidip ciddi ciddi master yapan birçok insan var, onlara değil lafım. Avrupa’nın eğitim konusunda ne kadar iyi olduğunu tartışmam bile. Benim derdim goygoycu zihniyetle biraz… 😀
  13. ABD’de eğer Ocak’ı falan geçirirseniz, burssuz başvurular devam eder. Burssuz gidip, orada ilk döneminizde burs falan alabilirsiniz. Ama epey bir para kaybedeceksinizdir, dikkat edin derim.
  14. Okul başvuruları epey pahalıdır. Bana kalırsa, eğer 4.0 değilseniz ve gitmek istediğiniz okul %100 garanti değilse, ortalama 1000 dolar civarını sırf başvurular için ayırmayı göze alın. Sadece TOEFL ve GRE’nin deli gibi pahalı olduğunu göreceksiniz (her biri 200 dolar civarı ve iyi bir not alamazsanız, tekrar girmeniz gerekiyor, aynı parayı verip). Her okulun başvurusu paralıdır ve 35 dolar ile 150 dolar arasında değişebilir! Bu parayı reddedilirseniz geri de alamazsınız, bu sebeple unutun. 🙂 Başvurmak istediğiniz okulları iyi seçin ve onlara para ödeyin.
  15. Bana kalırsa en az 5, en fazla 8-9 okul seçin, notunuz ne olursa olsun. Ortalama bir üniversite beklenmedik bir şekilde 4.0’lık birini reddedebileceği gibi, çok iyi bir üniversite de, başvuru koşulları dahilinde, ortalama bir öğrenciyi alabilir. Hiçbir şeyin garantisi yok başvurularda. Eşeğinizi sağlam kazığa bağlayın. Notunuza göre, ilk 20, ilk 50, ilk 100 ve ilk 150’deki üniversitelerden düzgün bir dağılım yapın. Mesela 3.0’ın üzerindeki ortalamaya sahip birisi, ilk 20’den 1 tane, ilk 50’den 2 tane, ilk 100’den 2-3 tane, ilk 150’den 1-2 tane üniversiteye başvurmalı bence.  3.5’un üstü ilk 20’den 2-3 tane başvurmalı. 3.0’ın altındakiler ilk 100 ve ilk 150’yi hedeflemeli. Bu sıralamalar için TopUniversities ya da USNews gibi siteleri kullanabilirsiniz.
  16. Eğer TOEFL’dan 120 üzerinden 80 ve üzeri, GRE’den de matematik tama yakın, dil de 170 üzerinden 130 üzeri falan yaparsanız, hemen hemen her okula yetecektir (ortalama insanlar için bahsediyorum). Daha üst hedefleri olan insanlar için, TOEFL 90-100 arası, GRE de matematik tam, dil 170 üzerinden 150 falan olursa iyi olur. GRE’de yazım çok önemli değil ama 6 üzerinden 3-4 falan alsanız yetecektir. Çünkü genelde okullar matematik ile verbal’ın ortalamasına bakıyorlar ve sınırı 140-150 falan koyuyorlar. Matematiği tam yapıktan sonra, birazcık verbal yaptığınızda rahatlıkla o sınırın üzerine çıkıyorsunuz. Writing’e de pek önem verilmiyor, 3-4 üzeri yeter dediğim gibi. Zaten acayip not kırıyorlar writing’de, o yüzden ne yaparsanız yapın hak ettiğinizi alamıyorsunuz – bence. Merak edenler için benim TOEFL 120 üzerinden 111, GRE matematik tam, dil 170 üzerinden 150, yazım da 6 üzerinden 4’tü. Ama ileride göreceğiniz gibi, bunlar beni kurtarmadı.
  17. Açık konuşayım: TOEFL ve GRE palavra. Tüm lisans hayatımı, yaptığım yan faaliyetlerin ve yüksek TOEFL, GRE ve iyi referans mektuplarının bana notumdan çok daha fazla yeteceğine inanarak geçirdim. 2.5 topluluk kurdum, bir dolu labda görev aldım, sosyal etkinliklere katıldım, vs. Notum ilk senede 3.5 civarından, 4. senede 2.75’e kadar düştü. Ve bunu deneyimlemiş biri olarak söylüyorum: GPA her şeydir! Ne yapın edin, GPA’inizi 3.5’a yakın tutun. Benden size deneyimli tavsiye olsun. Evet, okullar diğer şeylere de bakıyorlar, GPA daha az etkili belki eski zamanlara göre ama pratikte deneyimleyeceğiniz şu: %80 GPA’iniz, %20 geri kalanlar… Ona göre hesabınızı yapın. Okullar elemeyi önce GPA’e göre yapacaklardır, sonrasında karar vermeleri gerektiğinde sırasıyla referanslarınıza, TOEFL-GRE skorlarınıza, sosyal aktivitelerinize, vs. bakacaklardır. Bunun haricinde müthiş sosyal olup ortalamanız 3’ün altındaysa, ortalaması 3.5 üzeri olan birine neredeyse kafadan kaybetmişsiniz demektir. O “Sosyal ol, not çok önemli değil.” iddiası bir kocakarı masalıdır, söyleyeyim. Evet, okullar GPA şartını “requirements” listesinden kaldırıyor falan, doğrudan açıklamıyorlar bazen ama bunun sebebi artık önem vermemeleri değil, buna göre kategorize etmediklerini iddia etmek (ki ona göre kategorize ediyorlar).
  18. Referans mektubunu dersini aldığınız ve AA getirdiğiniz hocalardan, tanıştığınız hocalardan, sizi bilen profesörlerden falan alabilirsiniz. Eğer birinin yanında çalıştıysanız, üniversitede staj yaptıysanız, onlardan da alabilirsiniz. Referans önemlidir, ancak her şey değildir.
  19. “ODTÜ bu abi, çok avantaj sağlayacak bana, yurtdışı falan kafadan tamam.” ayaklarına kanmayın. ODTÜ’yü yurtdışında duymuş bir adam bulursanız şanslısınız. Tamam, süper okul falan ama, yine de eğer bir hocanın doğrudan ODTÜlü öğrencisi ya da arkadaşları falan yoksa, asla bilmeyecektir. Yani adı Türkiye’de “ODTÜ”, tamam ama, Dünya çapındaki bir Carnegie Mellon, bir Stanford, bir Johns Hopkins falan değil. Üstelik, dezavantajını bile görebilirsiniz. Çünkü kısaltmasına alışmış olabilirsiniz ama, ABD’ye gittiğinizi düşünerek, okulunuzun adının açılımını bir düşünsenize: Orta Doğu Teknik Üniversitesi… Ne demek istediğimi anlamadınız mı? İngilizcesine bakın: MIDDLE EAST technical university. Siz, Orta Doğu’dan gelen bir öğrencisiniz. Tamam, akademide ayrımcılık yok neyse ki, onda sıkıntı yok ama, okulunuzun adı “Higher Education’da 60. olan okul” falan değil, Orta Doğu’da (“sefil, savaş içinde, politik olarak çöküntüde, ekonomisi yerlerde gezen coğrafya”) kurulmuş bir okul. Siz de oradan gelen bir insansınız. Bunu size hissettirmezler, ancak okulumuzun adı, özellikle ABD’de pek de gururla söyleyeceğiniz bir açılıma sahip değil.
  20. TOEFL’a NOTEFULL sitesinden, GRE’ye kendi sitesindeki 120 sayfa civarındaki notlardan çalışmalısınız (bence). Ben ikisine de 1-2 gün kadar çalıştım, ancak kişiye göre bu ihtiyaç değişebilir. Kimisi hiç çalışmadan daha yüksek bile yapacaktır, kimisi çok çalışıp daha düşük alacaktır. Bilemiyorum. NOTEFULL’u ezberleyin, birebir aynı sistemde çıkacak sorular. GRE’de pek yapacak bir şey yok, matematiğe abanın, bilmediklerinizi öğrenin. GRE’nin dil kısmı kanırtacak. Hayatınızda duymadığınız kelimeler gelecek ve ezberlemeye çalışmanın hiçbir faydası yok neredeyse. O yüzden, doğaçlama çalışın derim. Mühendisler için dil kısmına çok bakmıyorlar GRE’nin, TOEFL daha önemli.
  21. Bana kalırsa, gideceğiniz okuldaki hocalara mail atın ve biriyle anlaşın. Eğer çok iyi değilseniz, hiçbir hoca “Tamam gel, seni alacağım.” demez (ya da şanslı değilseniz, ben şanslıydım o konuda). Ancak yine de, hocanın maillerinden anlayabilirsiniz. Büyük üniversitelerde, başvurular başvuru ofisince değerlendirilir ve elemeler orada yapılır, sonra departmanlara sunulur. Daha ufak üniversitelerde, başvurular doğrudan departmanlar tarafından değerlendirilir, dolayısıyla hocalar tüm başvurular arasından istediklerini seçebilirler. Büyük üniversitelerde de bir hocanın forsuna göre, başvuru ofisinin ne düşündüğü önemsiz kalabilir. Dolayısıyla kabul şansınız, ne kadar iyi bir nota ve arkaplana sahip olduğunuza göre değişecek. Ama bence, bir hocayla anlaşmaya çalışın gitmeden önce. Hocalara mail atıp, “Ben sizin çalışmanızla ilgileniyorum, PhD arıyor musunuz?” falan diye sorun, korkmayın.
  22. Bunu kimse size söylemez, ben söyleyeyim: okulun başvurularını tamamladığınızda hocanız belli olmak zorunda değildir. Hatta doktoranızın ilk dönemi boyunca danışman hocanız halen belli olmayabilir. O süreç içerisinde, okulda kendinize bir hoca seçebilirsiniz. Böyle opsiyonlar da var. ABD tam anlamıyla “fırsatlar ülkesi” ve ne istediğinizi bilirseniz ve onun üzerine giderseniz, alırsınız. Dolayısıyla sağduyuyla yaklaşıp “Ya ben gidiyorum daha hocam yok, kesin atacaklar beni.” falan gibi korkulara kapılmayın. Bir okul sizi kabul ettiyse, kaybetmek istemeyecektir. Türkiye’dekinin aksine, ABD’de (ve Avrupa’da da) “değerli bir insan bireyi” olarak görülürsünüz. Dolayısıyla kültür şoku yaşayabilirsiniz, şimdiden hazırlıklı olun.
  23. Başvuracağınız okulları GRE ve TOEFL’a girerken kabaca bilmeniz gerekiyor. Çünkü sınavlara gireceğiniz gün, aynı zamanda ücretsiz olarak gönderilecek 4’er okulun seçilmesini istiyorlar. Bunu bir miktar bekletmek mümkün sanırım ama, bu sınavlara girmeden önce, hangi okullara başvuracağınızı kabaca seçin. Onların kodlarını falan gireceksiniz sınav öncesi veya sonrasında. Bu 4 okuldan sonra göndermek istediğiniz her okul için 20-30 dolar arası bir para kesilecek, iki sınav için de, ayrı ayrı. Dolayısıyla seçimlerinizi akıllıca yapın.
  24. Bence, dediğim gibi, en az 6-7 okula başvurun. Kendinize çok güveniyorsanız bilmem, ama garantiye almakta fayda var.
  25. ABD’de master+doktora birleşik programları bulabilirsiniz. Bunlar 5-6 sene sürer, 2. sene sonunda master tezinizi, 5. sene sonunda doktora tezinizi verirsiniz. Gayet temizdir, bulursanız başvurun, acımayın.
  26. ABD’ye master’a gittiğinizde, hoca memnun kalırsa doktoraya da devam edersiniz, muhtemelen sorun olmaz. Dolayısıyla master’da iyi çalışın, hocaların gözüne girin.
  27. ABD’de doktoraya gittiğinizde, bunu master’a da çevirebilirsiniz. Epey zordur ama iyiyseniz ve peşini bırakmazsanız, yapabilirsiniz. Bunu pek tavsiye etmem ama okul değiştirmek isteyenler için avantajlı bir durum. Hocayla falan anlaşamıyorsanız, bu opsiyonu düşünebilirsiniz.
  28. ODTÜ’de akademisyen olmak için, en azından 1 sene yurtdışında eğitim almanız veya ders vermeniz gerekiyor. Genelde bu sebeple ODTÜ mezunları master veya doktoraya yurt dışına çıkarlar. ODTÜ’den mezun olup, ODTÜ’de master-doktora yapıp, ODTÜ’de hoca olamazsınız. Master doktoranız ODTÜ’dense bile, doktora sonrasında post-doc veya hoca olarak yurtdışına gitmeniz beklenir. Ona göre planlarınızı yapın. 🙂
  29. Birçok okulun GPA sınırı 3.0’dır. Ancak buna kanmayın, veriyorlarsa önceki sene istatistiklerine bakın. Çünkü mesela MIT ya da UCLA gibi okulların istatistiklerine bakacak olursanız şunu görürsünüz: başvuru alt sınırı GPA’i 3.2 falandır. Başvuranların ortalaması 3.5 falandır. Kabul edilenlerin ortalaması 3.8 falandır. Kabul edilip, okula kaydolanların ortalaması 3.9 falandır. Dolayısıyla, alt sınır 3.2 gözükür, ama aslolan 3.8-3.9’dur. 😀 Dikkatli olun.
  30. Doktorada 3 opsiyon vardır: TA (Teaching Assistant), RA (Research Assistant) ve GPTI (Graduate Part Time Instructor). Bunlara -genelde- aynı para ödenir, ancak görevleri farklıdır. TA’ler, derslerde hocalara yardımcı olur, quiz-sınav-ödev okurlar, vs. En çok iş TA’lerindir, dolayısıyla hem TA olup hem PhD yapmak yüktür; ancak çoğu zaman başka opsiyon olmaz. Çünkü herkes kafaya göre RA yapılamıyor. RA, sadece araştırma yapmakla yükümlüdür ve derslere falan girip çıkmaz. Kafa rahattır yani. Dediğim gibi, sadece belli fonları alabilen hocalar RA’in parasını ödeyebilirler. Genelde 2-3 sene TA kalıp, sonradan RA olunabilir. Hocanız iyiyse ve başarılıysa, birkaç ayda bile RA olmanız mümkündür. GPTI ise baya baya hocadır, dersin tamamını siz verirsiniz, sınavları siz yaparsınız ve size yardım eden TA’leriniz olur. Ancak aldığınız para TA ile aynıdır, utanç kaynağıdır. 😛 Ama tabii mesleki tatmin olayı var, o ayrı. İdealistler için birebirdir ancak akademik danışmanınız sizi GPTI yapmak istemeyecektir (yükü çok, araştırma sürenizden çok fazla yiyor). Doktoranın son senesinde deneyim amaçlı olunabilir.
  31. Herkesin kafasında “ne kadar kazanırım” sorusu vardır. Ben size yaklaşık bir sayı vereyim: genelde alacağınız para, aylık olarak 1400-2300 dolar arasında değişecektir. Bundan bir de vergi kesilir, 200-300 dolar kadar. Biz Texas Tech’te 2379 dolar falan alıyoruz, vergi kesilince 2000 dolar civarına düşüyor. Fena bir para değil yani, bulunduğumuz yere göre fazlasıyla yeter. ABD’ye gideceğim diye heyecan yapıp New York’a falan giderseniz zor yeter tabii. Ama benim gibi yol-kervan geçmeyen bir yere gelirseniz, rahat biriktirirsiniz para.
  32. Gelecekte ne olacağım? Dediğim gibi, master yapıp bırakacaksanız, masterınızı alınca bir şirkete girip çalışmaya başlayın. Ama bu benim umursadığım bir yaşam değil. Doktoracılar bendendir, o yüzden onlara yönelik anlatacağım: doktora yaptıktan sonra, üniversitede kalmanız beklenir. Doktoranızı alınca doktor olursunuz. Sanılanın aksine, doktor sadece “tıpçı” demek değildir. Doktorluk, tıp bilimlerini de kapsayan bir akademi ünvanıdır. Tıp doktoru olabileceğiniz gibi, makina doktoru da olabilirsiniz (ve bu terim, makina tamircisi demek değildir 😀 ). Üniversitede kalınca, birçok faktöre bağlı olarak (öğrencilerin size verdiği puanlar, bastığınız makale sayısı, aldığınız citation sayısı, okula getirdiğiniz fon miktarı, vs.) sizi ya “full time instructor” olarak başlatırlar, ya da iyiyseniz yardımcı doçent (assistant professor) olarak başlatırlar. ABD için söyleyeyim: Bunun maaşı ayda 5000-8000 dolar arası değişir. Full time instructorlar genelde kısa sürede asistan profesör olurlar. Sonra adım adım yükselirsiniz: önce, sıkı çalıştığınızı varsayarak 3-8 sene içerisinde doçent (associate professor) olursunuz, sonrasında bir 3-10 sene sonunda profesör olursunuz. Doçentlik maaşı ABD’de 10.000 dolara kadar çıkar, profesörlükte ise ucu açıktır ama 12-15.000’e normal sınır diyebiliriz. Tabii bu sadece ana gelirdir; bir de aldığınız fonlar, yaptığınız danışmanlıklar vs. katılınca, ortalama olarak ayda 20.000 dolara kadar ulaşmanız ve hatta geçmeniz mümkündür (tabii bunlar zamanla olacak şeyler, ha deyince olmaz). Türkiye’de Makina’dan olan bir profesörle yaptığım açık görüşmede, aylık 7.000 TL civarında maaş aldığını öğrendim (yani bu yılda 84.000 TL veya 40.000 dolardır; tabii para birimini “birim” olarak alacaksak, 84.000 birim olarak görmek gerekir). Bunun yetmediğini, fakat yaptığı danışmanlıklardan aldığı paranın fazlasıyla yeter hale getirdiğini söyledi. Türkiye ile de kıyas yapmanız böylece mümkün olacaktır. ABD’de bölümden bölüme değişse de, Makina Mühendisleri ortalama olarak en az yılda 80.000 dolar kazanırlar. Genel ortalama 120.000 dolar civarındadır. Üst ortalama ise 150.000-200.000 dolar civarına ulaşır. Tabii tüm bunlar, ne kadar mükemmel işler yaptığınıza ve ABD’nin o dönemki ekonomik gücüne de doğrudan bağlıdır. Şu sıralar ABD ekonomik sıkıntıda olduğundan fonlar inanılmaz azaldı; ancak yine de Türkiye’de falan görebileceklerinize kıyasla fazlasıyla iyi.
  33. Okul başvuruları uzun sürer! Ona göre her bir başvuru için 1-2 saatinizi ayırmanız gerekecek. Her bir okulu tek tek gezip, requirements’ına bakmanız gerekiyor. Bazı okullar belli şartlar koşarlar. Hatta bazı okulların şartları, bazı ülkelere göre değişir! Bunları takip etmeniz gerekecek. Başvurular sırasında abidik gubidik bin tane soru soracaklar. Hepsini doldurmanız gerekiyor. Bu yüzden, okulları belirledikten sonra, başvuruları için belli haftasonlarınızı ya da zamanlarınızı ayırın. Her biri, kendi sitesi üzerinden nasıl başvuracağınızı anlatır, onları takip edin.
  34. CV, cover letter, statement of purpose vs. hazırlama… Bunlar işte sıkıntı. Alabilirseniz 3. sınıfta ya da 4’ün 1’inde ENG 311 dersini alın, bunları öğretiyorlar. Bulabilirseniz, seminerlere katılın bununla ilgili, yol gösterirler. En kötü, daha önceden yapılmışlara bakın. Benim sitemden CV örneğimi görebilirsiniz. Ancak herkesinki farklı olacaktır. Cover letter falan da internetten örneklerini bulabileceğiniz şeyler. Açıkçası master-doktora için Cover Letter önemsiz (sektöre yapılan iş başvurularında önemli) ama Statement of Purpose (SOP) sizin için aşırı önemli bir şey olacak. Bunu çok iyi yazmalısınız. Örneklerini bu bloga koyabilirim zaman içerisinde ama netten de bulabilirsiniz. O ENG311 dersini kaçırmayın derim.
  35. Başvuru sonuçları Nisan başından Mayıs ortasına kadar belli olmaz. Sakin olun. Okulları kısmen sıkıştırabilirsiniz, “Bak, cevap vermem gerekiyor diğer okula, karar verin.” falan diye. 🙂 Çekinmeyin yani.
  36. Yaptığınız stajlar çok önemli. GPA kadar değil ancak referanslardan falan önemli bence. Ona göre, iyi seçin stajlarınızı. Ben Carnegie Mellon’da ve Denmark Technical University’de yapmıştım ve epey faydasını gördüm. Aşağıda çok bahsetmeyeceğim; ancak Carnegie neredeyse kabul edecekti beni, nanay oldu ama maalesef. 🙂
  37. Bir okuldan kabul aldıktan sonra, size Offer Letter gönderecektirler. Orada verdikleri bursları ve alacağınız yaklaşık maaşı yazarlar. Bunu dikkatle okuyun ve gerekirse (kendinize güveniyorsanız) pazarlık bile yapın! ABD’de bursunuzun In-State ve Out-of-State taxlerinizin neredeyse tamamını karşılaması lazım, üzerine tuition (okul harcı) masrafının tamamını karşılaması lazım, üzerine bir de stipend (burs maaşı) vermesi lazım. Miktarları daha önce belirtmiştim, 1800+300 dolar civarında bir para almalısınız. Eğer absürt bir şey varsa, size mektubu gönderen Business Service sorumlusu kimse ona sorun, hocanıza sorun, öğrenin. Tam anlamadan asla imza atmayın. Çünkü o letter’a imza atacaksınız ve bir söz vermiş olacaksınız. Tabii ki cayma şansınız var, peşinize FBI takılmaz, ancak kredibilitenizi düşürecek işler açılabilir başınıza. Bir offer letter’a imza atarsanız, onu kabul ettiğinizi bilin. İmzalayıp gönderdiğinizde, okul sizin kayıt işlemlerinize başlayacaktır.
  38. Offer Letter ve en baştaki başvuru haricinde, okulun Application Package adı verilen bir başvuru paketi olacaktır. Bunun içerisinde sizden 6-7 döküman istenir. İşte pasaport fotokopisidir, transkripttir, bilmem nedir. Başvuru haricinde, kabul sürecinde kullanılacak belgelerdir bunlar. Bunları okullara UPS veya DHL gibi kargo firmalarıyla postalamalısınız. Bir adet kağıt göndermenin bedeli 50-90 dolar arasında değişmektedir. Sanırım neden 1000 dolar civarı ayırmanız gerektiğini şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur.
  39. Ufak bir tavsiye: Uçak biletlerinizi Vayama.com ve Priceline.com üzerinden oldukça ucuza alabilirsiniz. Orbitz, Hotwire vs. ile hep kıyaslarım, daha Priceline ve Vayama’dan ucuzunu görmedim. Gidiş dönüş ABD’ye 600 dolara bilet bulduğumuzu bilirim. Şu sıralar (2013-2014) zor ama 1100-1500 dolar arası normaldir. Unutmayın! Gidiş-dönüş almak, tek yön almaktan neredeyse her zaman kat kat ucuzdur. Dolayısıyla dönmeyecek olsanız bile gidiş-dönüş bakın!

Şimdilik aklıma gelenler bunlar, yeni bir şeyler hatırlarsam yazarım. Bir de, merak edenler için:

 

Benim Hikayem

Ben yukarıda da bahsettiğim gibi, ODTÜ’ye girdikten sonra birçok yan faaliyet yürüttüm. İlk sene 3.5 iken ortalamam, ODTÜ Makina ve İnovasyon Topluluğu’nu kurduğum sene 2.9’a kadar geriledi (topluluğu kurduktan sonra ilk dönem 1.67, ikinci dönem 1.44 ortalama gelince…). Sonradan Evrim Ağacı falan derken, 2.75’e kadar düştüm ve orada kaldım. Dolayısıyla notunuzu yüksek tutmanız çok çok çok ama çok önemli. Ben bir deneme-yanılma yaptım (yol gösterenimiz yoktu), yanıldım. 🙂 (Gerçi göreceksiniz, iyi ki yanılmışım diyorum şu anda ama yine de…)

Neyse, bu şekilde yuvarlanarak giderken, 3. sınıfta Makina’nın internet sitesindeki bir ilanı gördüm. Doktora öğrencisi arıyordu Texas Tech’ten Burak Aksak isimli hocamız (ODTÜ Makina mezunu, Carnegie Mellon master-doktora). Tabii daha 3. sınıf olduğum için, başvuramazdım, ama girişken olmaktan çekinmeden mail attım. Hoca dedi ki, şu anda belli değil, 2-3 haftaya bir daha dön bana. Bekledim 2-3 hafta, tekrar mail attım ve maalesef yer olmadığını, alamayacağını söyledi. Ancak çalışma sahası ve yaptıkları beni çok ilgilendiriyordu (“biyolojiden esinlenen mühendislik”) ve bu sebeple peşini bırakmayarak 2-3 ay sonra tekrar mail attım, bir gelişme var mı diye… Hoca bir gelişme olabileceğini söyledi ve ondan 2-3 ay kadar sonra, yeni bir fon aldığını ve beni alabileceğini söyledi. Kıssadan hisse: girişken olun, korkmayın, istediğinizin peşini bırakmayın. Klişe mlişe, işe yarıyor mu? Yarıyor. Neyse, dolayısıyla 3’ün sonu 4’ün başından itibaren azından TTU neredeyse tamamen kesinleşmişti, kafalar epey rahatladı. Tabii resmiyet için başvurular gerekiyordu, 4’e geçerken hoca tamam demişti, sonra başvurumu yaptım ve Mart gibi kesin sonuç alındı, garantilendi.

Ben müthiş şanslıydım çünkü hem benim çalışmalarıma değer veren bir hoca bulmuştum, hem de hocanın kendisi mükemmeldi benim için. 🙂 Öyle ki, “Ben seni alacağım; ancak kendini Texas Tech’le sınırlandırma, diğer okullara da başvur, öyle karar ver.” diye yol gösterebilecek kadar müthişti. Ben de TTU kesinleştiği için, Carnegie Mellon, UCSB, UIC, University of Massachusetts gibi uç okullara başvurdum, hiç ortalama bir okula başvurmadım. Böylece “Benim yan faaliyetlerin GPA’imden önemlidir.” tezimi birebir test etmiş oldum. Sonuç: İstisnasız olarak tüm okullar reddetti (CMU bir miktar olumlu baktı stajım sebebiyle ama o da sonra pek umutlanmamı söyledi, yalan oldu). Dediğim gibi, GPA’im 2.75. Ona göre, ayağınızı kendi başvurularınızda denk alın. 🙂 3’ün altındaysanız, sıkıntı çekmeye hazırlanın. O kişilere tavsiyem, bol bol hocaya mail atıp, birebir görüşmeleridir. Bunun ne kadar zor ve zaman alan bir iş olduğunu, kolları sıvayınca göreceksiniz… Tek tek okulların sitelerinden hocalara ve konularına bakmak, daha önce yaptıkları işlere ve makalelere bakmak, hocalara özel mailler hazırlamak, vs. vs. Her biri günlerinizi ve haftalarınızı alacaktır. Ancak 3’ün altına düşmeden önce düşünecektiniz, benim dünyama hoş geldiniz.

İşte böyle, şu anda TTU’dayım ve son derece mutluyum. Belki de daha iyi okullara gidebilmiş olsam, tüm bölüm öğrencilerinin hemfikir olduğu, bu kadar muhteşem bir hocaya denk düşemezdim. 🙂 Bu işlerde okul tabii ki çok önemlidir, ancak hoca ve ekip arkadaşlarınızla uyum, çok daha önemli olabilir. Tercihlerinizi buna göre de yapmanızı tavsiye ederim.

Umarım faydası olur.

ODTÜ Makina Bitirme Projesi (ME407) Hakkında Önemli Bilgiler

Her makinacı bu yoldan bir defa geçecek, kaçarı yok. Ve her makinacı mutlaka bir şepeşillesini yiyecek bu bölümün, 407 sayesinde… Bu tokadın acısını en aza indirgeyebilmek için, bu yoldan geçmiş biri olarak bazı bilgiler derlemek istedim. Aklıma geldikçe güncellerim; ancak hemen hemen her şeyi yazmaya çalıştım burada… Arkadaşlarım da kendi bilgileriyle geliştireceklerdir zaten…

Nedir 407?

407 teknik olarak Makina Mühendisi olduğunuzu tescilleyen derstir. 4. sınıfın ilk veya ikinci dönemi alınır (soyadına göre). 407 almayanlar o dönem tüm mühendisliğin en önemli derslerinden olan ancak en az umursanan 410 dersini alırlar. 410’a da başka bir vakit değiniriz. Neyse, 407’de sonuç olarak bir makinayı fikir aşamasından ürün aşamasına kadar yürütüp üretirsiniz. 1 dönem içinde… Hatta daha kısa sürede… Geleceğiz, geleceğiz…

407 ile İlgili Bilinmesi ve Dikkat Edilmesi Gerekenler:

  1. 407 her ne kadar 1 dönem gibi gözükse de, aslında 2-3 haftalık bir derstir. Çünkü dönemin tamamında saçma sapan ve hiçbir işe yaramayan raporlar üretmenizi isterler (1-2 haftada bir, toplamda final raporuyla birlikte 7 tane falan). Bu raporlar tamam, belki gerçek hayatta önemlidir; ancak bu derste en ufak bir işe yaramaz. Güya soruna mantıklı yaklaşmayı öğretir; ancak genelde tek işe yaradığı şey, zamanınızdan bolca çalarak doğru düzgün kuramadığınız İngilizce cümleleri arka arkaya dizerek, daha önceki raporların benzerlerini üretmektir. Eğer 407 iki dönem olacak olsa ve ilk dönemi raporlamaya ayrılacak olsa mantıklı olabilecek bir süreçtir.
  2. Projeyi Seçerken: Başlangıçta size belli sayıda (10 tane falan) proje sunacaklar. Bu 10 projeden istediğiniz 4-5 tanesini bir kağıda sıralamanızı isteyecekler. Bu 10 civarı projenin üzerine, eğer ekibinizle anlaşırsanız, kendi yaratacağınız bir projeyi de ekleyebilirsiniz. Bunu yapmak isteyenlerden ek 1 sayfalık proje tanıtım dosyası isteniyor. Aklınızda bir proje varsa sunabilirsiniz. Eğer babanızın falan şirketi varsa ve onların ürünlerine benzer bir ürün tavsiye ederseniz, 407 çok daha az sancılı olabilir (çünkü o şirket size yardımcı olabilir).
  3. Destekli Projeler vs. Desteksiz Projeler: 407 projelerinin bazıları Arçelik, TAI gibi firmaların projeleridir ve parasal destek alabilirsiniz. Bazıları (genelde 1-2 tanesi) ODTÜ Makina hocalarının doğrudan verdiği projelerdir ve kendi çalışmaları için gerekir, o projelerde de az miktarda parasal destek ve çokça akademik destek alabilirsiniz. Geri kalanı ise desteksiz projelerdir ve cebinizden para harcarsınız. Bence destekli projeler biraz daha zor ürünler olduğundan ve daha sıkı denetlendiğinden sıkıntı. Eğer orta halli veya zengince bir ekibiniz varsa (ekibinizdeki insanların arabalarının olup olmamasından falan anlarsınız zaten bunu 😀 ), desteksiz bir proje yapın derim.
  4. Ekibinizi Seçerken: Eğer irregular öğrenciyseniz ve alt dönemi tanımıyorsanız geçmiş olsun. Genelde rastgele bir gruba atanırsınız ve sıkıntılar çıkar. Ekip 407’nin en önemli bileşenidir. Kötü bir ekibiniz varsa, hiç yapmasanız da olur, boşa enerji sarfetmiş olursunuz. Kötüden kastım ne? İşler konusunda girişken olmayan, fikir üretemeyen, elini taşın altına koymaktan çekinen insanlar varsa grubunuzda, boşverin, seneye falan alırsınız. O yüzden mutlaka güvendiğiniz arkadaşlarınızı seçin. Sırf tanıyorsunuz diye, çalışmayacağını düşündüğünüz birini SAKIN ekibe almayın. Ekipler 5-6 kişiden oluşurlar ve 1 kişinin çalışması veya çalışmaması, AA ile BB arasındaki farkı belirleyecektir. Ona göre. “Bana BB yeter.” diyorsanız, fark etmez. Ancak BA ve AA için adam akıllı bir ekip kurmak zorundasınız. İnsanların deneyimi de önemli, biraz bu işlerle uğraşmış insanlar olursa grupta iyi olur. Teknik bilgi falan… Biraz seksist ama malesef genelde kızlar, erkek çoğunluklu bir ekip içerisinde daha sessiz ve pasif kalıyorlar, bu da grubu dibe çekiyor. Kızlara tavsiyem çok yakın arkadaşlarıyla (çalışan kişiler olmaları kaydıyla) ekip olmaları. Erkeklere tavsiyem de, eğer canla başla çalışan biri olduğundan emin olmadığınız bir kızı sırf tanıyorsunuz diye gruba dahil etmemek… Unutmayın: İş başka, arkadaşlık başka… Ve sizi boğacak bir dersten bahsediyoruz, öylesine gelip geçen bir dersten değil…
  5. Alınabilecek Notlar: 407, hemen hemen her 4. sınıf dersi gibi BB-AA arası not aldığınız bir derstir. Kısaca BB, DD’ye eşit gibidir. O yüzden hedef BA veya AA olmalıdır. Çok nadiren 407’den kalırsınız, o da aletin çalışmamasıyla falan ilgili değildir. Grubunuz spesifik olarak sizden şikayetçidir ya da grup olarak çalışmıyorsunuzdur ve bu çok barizdir veya ne bileyim, hazır bir ürünü getirip finalde koymuşsunuzdur ve yakalanmışsınızdır falan… Ancak öyle kalırsınız bu dersten. Dolayısıyla çok korkmayın not konusunda; ancak o kadar para ve emek harcadıktan sonra BB falan almak koyuyor insana, bilesiniz…
  6. Notlandırma: 407 sadece üretim dersi değil, aynı zamanda eğitim kısmı da var ve finali var. Ona göre, sınava gireceksiniz yani. Ayrıca dönemin ortasında aletinizin nasıl çalıştığını gösteren “mock up” isimli bir şov-sunum yapacaksınız. Raporlarınızla birlikte bu da notlandırılacak. Ana notunuzu bunların toplamı artı son finalde, asıl sunumda yaptığınız presentation ve aletin çalışma performansı belirleyecek. Malesef saçma sapan bir değerlendirme yöntemi takip ediliyor. Teknik olarak aletin nasıl çalıştığının kaç puan olacağını gruplar dönem içerisinde belirliyorlar. Yani elektrik sarfiyatı 40 puan olsun, uzağa fırlatabilme 30 puan olsun, vs. gibi şeyleri birlikte belirliyorsunuz. Ancak yine de, değerlendirme saçma bir hal alıyor. Aletiniz diğerlerinden daha sağlam olmasına rağmen bazı kriterleri sağlamadı diye çok puan kırılabiliyor falan. Yapacak bir şey yok. Ancak bilin ki neyden kaç puan alacağınızı siz, dönem başında verdiğiniz bir kağıtla belirleyeceksiniz. Elbette, diğer gruplardan alınan kağıtlarla birlikte değerlendirilecek ve asistanlar tarafından son karar verilecek.
  7. Asistanlar: Bu ders asistanlarla yapacağınız bir ders. Hocaların tek etkisi yönlendirme, şikayet etme ve çoğunlukla doğrudan pek fazla işe yaramayan yorumlarla canınızı sıkmak olacak. Asistanlarsa, eğer şanslıysanız ve iyi bir asistana düştüyseniz, bunu dengeleyici ve destekleyici bir rol üstlenecekler. İyi polis kötü polis yani. 😛 Eğer asistan da kötüyse, vay halinize… Notlarınızı falan hep asistanlar verecek, sadece sözlü sunumlarda ve alet gösterimlerinde hocalar not verecek. O yüzden asistanınızla iyi anlaşın. Asistanınızı seçme şansınız yok maalesef.
  8. Hocalar: Genelde 2-4 arası hoca bu dersi veriyor. Bu hocalar hem ders veriyorlar, hem de haftalık toplantılara katılıp gelişiminizi inceliyorlar. Hocaların yönlendirmelerine dikkat etmek gerekiyor; ancak her söylediklerine de kafayı takıp moralinizi bozmayın. Bazı haftalar gerçekten işe yaramaz olduğunuzu hissettirecekler. Ters taraflarından mı kalkıyorlar, taktik midir nedir anlamadım, ama nefret besleyebileceğiniz kadar aksileşebiliyorlar. Olacak o kadar, 4. sınıf olarak bunlara alışmış olmalısınız artık.
  9. Ortak Projeler: Eğer bir proje, birden fazla grup tarafından yapılacak olursa, ilginç bir durum doğuyor. Her ne kadar relatif bir değerlendirme yapılmayacağı iddia ediliyor olsa da, eninde sonunda puanlandırma, diğer grupların aynı projeyi nasıl yaptığına göre sizin notunuzu belirlemeye geliyor. Bu sebeple, eğer kendinize çok güvenmiyorsanız, birden fazla grubun yaptığı bir projeden uzak durun derim. Desteksiz projeler arasında, herkesin atlamayacağı projeleri tercih edin. Tamam, bazen dayanışma falan da oluyor ama geyik bunlar, geçin. Kendi başınıza olacaksınız.
  10. Mücadele ve Rekabet: Gruplar yeni açılan 407 labında bir arada çalışıyorlar. Bazı “gizli projeler” olduğunda, onlara ayrı lablar ayrılabiliyor. Evet, bazı projelerde, proje içeriğini hiç kimseye açıklamayacağınıza dair imzalar falan atacaksınız. O imzayı atınca kendinizi bir şey sanacaksınız, DARPA ile ortak projeye atıldığınızı sanacaksınız falan. 😀 Halbuki yaptığınız Arçelik buzdolabının bilmem neresindeki rafın eğimini düzeltmekten çok farklı olmayacak. 😀 Gruplar arasında rekabet oluyor, bunu “hissettirmemeye” çalışsa da herkes, kıskançlık, bilgi çalma, vs. gibi şeyler çok oluyor. Olacak o kadar, iyidir. Ancak eskiden iyi arkadaşlarınızın bir anda anormalleştiğini görebilirsiniz 407 yüzünden. Benzer ama zıt şekilde, eskiden pek konuşmadığınız insanların açık yürekliliğiden ötürü iyi arkadaşlıklar da kurabilirsiniz. 407’nin duygusal yanı bir acayip.
  11. Zaman Yönetimi: Bu en sıkıntılı konu. Bunun hakkında size bir dolu rapor hazırlatıp, bir dolu konu anlatacaklar ama hiçbiri, ODTÜ’nün ağır derslerinden ve mentalitesinden ötürü en ufak bir işe yaramayacak. Çünkü 407’yi tek ders olarak almayacaksınız ve dönem içinde uğraştığınız başka dersler olacak. Bu yüzden hep olduğu gibi son gün yazılan raporlar falan olacak. Dediğim gibi, ders aslında 1 dönem uzunluğunda; ancak asıl işi sadece son 2-3 hafta yapacaksınız. Evet, tam olarak final döneminde! Bir yandan finallere girecek, bir yandan makina üretmeye çalışacaksınız. İnsaflı olduklarından size ek 1-2 hafta süre verecekler falan. Ama hepsi binbir sıkıntı. Dolayısıyla, mümkünse kafanızda nasıl üreteceğinizden emin olduğunuz bir alet seçin, tüm proje raporlarını ona göre yazmaya çalışın ve aleti dönem başından itibaren ufak ufak tasarlamaya başlayın. Maalesef raporlar bitmeden üretime geçemediğiniz için pek bir şey yapamayacaksınız; ancak kritik kısımlarını tespit edip onları çözmeye başlayabilirsiniz.
  12. Dış Destek: Şunu kabul edelim: her grup, mutlaka dış destek alıyor. Nedir dış destek? Parasını veriyorsun, belli kısımları ürettiriyorsun. Zaten olması gereken de bu, biz mühendis olacağız, teknisyen değil. Dolayısıyla sen çizimini yapacaksın, tasarlayacaksın, sonra birine ürettireceksin. Ama bölüm, 4 sene boyunca pratik en ufak bir bilgi vermeyip, 407’de elini kirletmeni istemek gibi bir saçmalığa büründüğü için, teknik olarak dış destek almak yasak. Ama çok korkmayın, hocalar da asistanlar da destek aldığınızı biliyor ve ses çıkarmıyor. Bokunu çıkarmadan dış destek alabilirsiniz. Özellikle elektronik ve üretim kısımlarında bilgisiz olduğumuzdan, OSTİM veya özel bazı 1-2 isim yardımcı oluyor. Bunların telefonlarına zamanla ulaşırsınız zaten. Elektronik için Ulus’ta ve Çankaya’da bazı isimler var, onlara bir miktar para verip elektronik ve yazılım işlerini halletirebilirsiniz. Ancak bu adamların neyi nasıl yaptığından %100 emin olmanız gerekiyor. Çünkü soracaklar, bunu nasıl yaptınız, bunu nasıl çözdünüz diye. Dolayısıyla parayı verip kaçmayın. Öğrenin. Bir diğer nokta da, bu adamların da çok güvenilir insanlar olmamaları. Dikkatli ve uyanık olun, paranızı kaptırmayın. Çünkü bahsettiğimiz paralar 400-500 TL gibi paralar.
  13. Para Yönetimi: Projede ürettiğiniz alet normalde piyasada 1000 TL’ye satılıyor olabilir. Ancak siz bu aleti 2.5-3 katına üreteceksiniz. Bu normal, çünkü siz fabrikasyon yapmıyorsunuz ve otomasyon sıfır. Elle üretildiği için normalden 2.5 kat kadar pahalı oluyor. Biz 1000-1200 TL’lik bir alet için toplamda 3200 TL harcamıştık, her şey dahil (benzin, dış destek, parçalar, vs.). Bu parayı grubunuza eşit olarak bölün ve para takibini yapın. Grupta para yüzünden anlaşmazlık çıkmasın. Ve para harcamaya hazırlanın, çünkü beleş olmayacak bu işler.
  14. Grup İçi Dayanışma: İşleri üstlenin! Kaçmayın ve kaçanları uyarın. Tekrar: İş başka, arkadaşlık başka. Bu proje yüzünden diğer aldığınız derslerin notları 1-2 harf düşecek. Üstüne kişi başı 400-500 TL harcayacaksınız. Süreç içerisinde zarar görebilecek, hastalanacak, vs. olacaksınız. Buna değmesi için, grubun sorumluluğunu bilmesi şart. Yoksa maalesef didindiğinizle kalırsınız. Tekrar söylüyorum: Tartışmasız olarak 407’nin kilit noktası grup içi dayanışmadan ibarettir. Grubunuz düzgün değilse, dediğim gibi, hiç almayın dersi daha iyi.
  15. Mock-Up: 3. rapordan falan sonra, makinanızın bazı kritik noktalarının nasıl çalıştığını simüle edeceğiniz, tahtalar falan kullanarak yapacağınız bir maket sunacaksınız. Bu, oldukça önemli olan sözlü sunumdan hemen sonra olacak. Buradaki performansınız, notunuzu epey etkileyecek. Bu yüzden, olabildiğince ciddiye alın ve makinanızın göstereceğiniz kısmını olabildiğince iyi tanıtın, çalıştığından ve işe yarayacağından emin olun.
  16. Sözlü Sunumlar: 407 içerisinde 2 defa sözlü sunum yapacaksınız. Bu sunumlara resmi kıyafetle geleceksiniz. Kızlar saçlarını yapacak, süslenecek, etek falan giyecek, erkekler de takım elbiseyle falan gelecek. Tabii ki ben, her zamanki gibi, bu saçma kurala pek uymadım, kot-gömlek-ceket üçlemesiyle takıldım ama %95 kurallara uyacaktır. Bundan puan kaybedebilirsiniz, haberiniz olsun. İlk sunumda grubun içerisinde daha çok 2-3 kişi anlatım yapacak. Onları akıllıca seçin. Anlatımlar İngilizce olacak ve profesyonel olması gerekiyor. Final sunumunda ise 6 kişinin de konuşması gerekiyor grup içerisinde. Zaman paylaşımını ve söz aktarımlarını iyi yapmalısınız. Bunlardan hep puan kırılacak. Sorulara mantıklı ve teknik açıdan desteklenen cevaplar vermeniz gerekiyor. “Şurayı nasıl bağlayacaksınız?” diye sorduklarında “Bantla falan.” dersen alnını karışlarlar. 😀 Her soruya hazırlıklı olmanız gerekiyor ve hocalar sizi terletmek için saçma sapan sorular soracaklar, kıl kıl hareketler yapacaklar ve sizi rahatsız edecekler. Psikolojik olarak güçlü olmalısınız. Sunumunuzun çok iyi geçtiğini sandığınızdan 1 hafta sonra, en düşük notu alırsanız şaşırmayın. Benzer ve zıt şekilde, berbat bir sunumdan sonra en yüksek notu falan alabilirsiniz. O yüzden çok fazla takmayın ve projenizi tamamlamaya odaklanın.
  17. Yazılı Sınav ve Genel Bireysel Notlar: Çoktan seçmeli ve klasik tipte bir sınav olacak ve haftalık derslerde anlatılan konular yer alacak. Burada, grup arkadaşlarınızı tekil olarak değerlendirmeniz de istenecek. Bu da önemli bir nokta. 407’de grup olarak değil, bireysel olarak not alacaksınız! Dolayısıyla biriniz BB alıp, diğeriniz AA alabilir. Bu, performansınıza ve grubunuzun sizi nasıl değerlendirdiğine bağlı olarak değişebilir. Sınavlara önem verin, 15 puan falan etkiliyor olsa da, harf oynatmaya yetebiliyor.
  18. Yazılımlar: Solidworks’ü kesin bilmeniz gerekiyor. Çünkü sözlü sunumlar sırasında animasyonlar hazırlatacaklar. Bu animasyonları Solidworks’te yapacaksınız. 3DSMax gibi bir yazılımı da bilirseniz iyi olur, poster tasarlamada ve 3 boyutlu ortamlar yaratmakta kullanabilir, profesyonel bir hava katabilirsiniz. Çünkü aletinizi sunarken, yanda bir de poster asılı olacak. Bu poster, APA standartlarında ve profesyonel olması gerekiyor. Bunun haricinde MATHCAD ve MATLAB lazım olacak, özellikle raporlarda. C gibi bir dil de programlamada işe yarayabilir. Dolayısıyla bilmeniz veya öğrenmeniz gereken yazılımlar olacak.
  19. Sabahlama, Ulaşım ve Üretim: Süreç içerisinde özellikle son 2-3 gün sürekli sabahlamanız gerekecek. Bir dolu sorun çıkacak, bunların yarısından azını başarılı olarak çözebileceksiniz. Gerisi yüklenerek artacak ve sıkıntılar yaratacak. Olsun, elinizden geleni yapın. Uykusuz kalacaksınız ve çok fazla yere koşmanız gerekecek. Bir OSTİM’e gidip, bir Ulus’a gidip, oradan okula gelip bir parçayı alıp, tekrar OSTİM’e gidip, onu Çankaya’ya götürüp, tekrar Ulus’tan ürünü alıp okulda birleştirmeniz falan gerekecek. Ekibinizde MUTLAKA 2 adet araba olsun! Bu şekilde kurarsanız ekibi, çok ciddi rahatlık sağlarsınız. Dolmuşa ve toplu taşımaya falan kalırsanız ayvayı yediniz.
  20. Ön Planlama ve Gezi: Size tavsiyem, OSTİM’e ve Hurdalık’a önceden gidip bir tarama yapmanızdır. Nerede ne var, nasıl gidilir, nasıl dönülür, vs. Ayrıca Ulus’ta Konya Sokak’a gidip bir bakın ne var ne yok. Elektroniklerinizi buradan alacaksınız ve projenize destek bulmanız da mümkün.

Şimdilik aklıma gelenler ilk etapta bunlar. Zamanla daha da doldururum içlerini. Siz de aklınıza gelenleri yazabilirsiniz.

ODTÜ Makina Mühendisliği 4. Sınıf Dersleri Hakkında Bildiklerim…

Bir arkadaş sorduğunda detaylıca cevaplamıştım, faydası olur diye halka arz ediyorum. 🙂 Kolay gelsin. 😀 Bunlar haricindekiler hakkında güvenilir bir bilgi veremem sanırım, gene de sorun isterseniz. 😀 En kötü bilen biri çıkar arkadaşlar arasından.

İlk olarak, 4. sınıf dersleriyle ilgili bilmeniz gereken, notlandırma sisteminin normalden biraz farklı oluşudur. 3. sınıfın sonuna kadar notlar hep AA ile FF arasında değişirdi, bilirsiniz. 4. sınıf ise yüksek lisans ve doktoraya biraz daha benzerdir. Bazı hocalar barajı CC olarak belirler, bazıları BB olarak belirler ve bundan düşük not vermezler. Bu yüzden, dersleri düzenli takip eder, sınavdan da çok berbat notlar almazsanız, ödevlerinizi falan yaparsanız en kötü BB falan alırsınız (normalde aynı şeyleri 2-3. sınıfta yapsanız DD falan alacakken…). Ancak, eğer ki gerçekten kötüyseniz ve hoca BB’den aşağı vermiyorsa, BB’nin altına düşecek kadar batırdığınızda, doğrudan FF alabilirsiniz. Yani aradaki CC’dir, DD’dir falan yalan olabilir. Bu sebeple, dikkatli olmak lazım, “Nasılsa BB falan alırım ya.” diyerek salmamak lazım, sakat… Şimdi derslere geçelim:

Thin Walled Structures: Süha Oral veriyordu, çok basit bir ders değildi ama Süha hoca iyi not veriyor son sınıflara. Alınabilir. Projesi olmaması avantaj. Ders genel olarak Strength temelli; ancak çok yeni bir dolu kavram da öğreniliyor. Dolayısıyla “Strength’ten AA aldım, kafam rahat.” diye düşünmemek lazım, F/A’dan çok daha fazlası var. Ama aşırı aşırı zor da değil, yalan yok. Her hafta quizi var düzenli olarak, ödev nadir. Süha hoca sert bir insan tabii, ancak yardımcı da olmaya çalışıyor. Dediğim gibi notlar gayet iti.

MEMS: Ben aldığımda ODTÜ tarihinde 50 yıldan sonra ilk defa mı ne açılmıştı ders. Dersi veren Kıvanç hoca ODTÜ’ye yeni gelmişti falan baya karambole oldu o ders, ne yapılacağı çok muğlaktı falan ama iyi not verdi sağ olsun. Projesi var ama halledilmeyecek bir şey değil, biraz Solidworks, biraz da hayal gücü gerekiyor, sonra tamamdır. Ders neredeyse tüm derslerden farklı, yepyeni bir alan. Temel bilgileri edinmek için çok faydalı; ancak doktora düzeyinde MEMS için 3 ayrı ders alıyoruz biz şu anda TTU’da. Dolayısıyla ne kadar sınırlı olduğunu hayal edebilirsiniz. Fakat yine de, dersin projesi sonunda verdiğiniz tasarımlar, gerçek hayatta ODTÜ’nün MEMS laboratuvarında üretiliyor ve sahip olabiliyorsunuz. Böyle hoş bir enstantanesi var. Ayrıca dönem içerisinde o lablara 1 adet gezi de düzenleniyor. Hoş ve ABD-vari bir ders anlayacağınız. Kıvanç hoca UC Irvine’ın izlerini buraya taşımış, iyi olmuş.

Automotive-2: 1’i almadan 2’yi aldım ben, alabiliyorsunuz. Notlar fena değil ve anlaması da çok zor değil. Hatta zaman zaman aydınlanma bile yaşatıyor ders, tamamen günlük hayata yönelik ve arabalarla ilgili olduğu için. 😀 Ama genelde sadece 10 kişi falan alıyor dersi ve hepsi iyi adamlar, çok rekabet oluyor, ortalama yüksek (70-80 civarı) çıkıyor falan. Kendinize güvenmiyorsanız veya arabalara çok meraklı değilseniz almayın derim. Kolay not dersi değil bence…

Composite: Çok basit bir ders değil ve ben DD almıştım. Gene matematik az, ezber çok olan bir ders ama terse yatırdı beni. Dikkat edin derim… Konu genel olarak katmanlı yapılar ve plastikler üzerine. Ben Polymer ile birlikte almıştım aynı dönem, dönemin ortasına kadar birebir aynı şeyler işlendi neredeyse, öyle bir avantajı var. Plastik türleri, özellikleri, vs. Sonrasında ayrılmaya başlıyorlar ve Composite’e biraz matematik ekleniyor, hesaplar falan geliyor. Çok zor değil; ancak Levend hoca ters köşe sormayı iyi biliyor ve seviyor. Sınavda böyle bir paragraf verip, o paragrafta verilen hatalı bilgileri tespit etmenizi falan istiyor. O tip soruların nasıl terse yatırdığını bilen bilir. O yüzden dikkatli olmak lazım…

Polymer: Makina’nın çok net kurallarından biri şudur: “Merve Erdal varsa, yapışacaksın.” Bu kadar. Polymer de net bir Merve Erdal dersi. Ben “çıkarcılık” olarak anlaşılmasını istemem bunun, tamam, Merve hoca not konusunda eliaçık bir hocamızdır; ancak sanıyorum objektif bir skalada, Makina’nın en sağlam ilk 3 hocası arasına girecek kadar da çalışkan, iyi anlatmayı başaran ve mükemmel kişilikte birisidir. Dolayısıyla 7/24 somurtkan bir adamın suratına bakarak ders işlemektense, eğlenceli ve iyi anlatan, sorulara cevap veren, sıcakkanlı birinden ders almak ve sonunda da iyi bir not almak candır. Merve hocama “70 milyon” karşısında sevgilerimi gönderiyorum.

Nondestructive Testing Methods: Temiz ders, alınabilir. Biraz sıkıcı ama hangisi değil ki? 😀 3-4 saat süren labları var ama matematik falan yok denecek kadar az derste, sırf ezber. Ama çok zor değil. Üstelik gene “işe yarar” derslerden birisi, eğer pratik bilgilere sahip olmak istiyorsanız. Derste Ultrasound, UV gibi bazı yöntemlerle malzemelerin hatalarını test etmeyi öğreniyorsunuz. 4 tane böyle teknik var ve ders de 4 kısımdan oluşuyor bu yüzden. 3-4 tane de labı var, her birinde bu yöntemleri kullanarak analizler yapıyorsunuz falan. Ben kısmen eğlenmiştim; çoğu zaman sıkıcı olsa da… Notlar da fena değil, korkmayın. 307-308 almış olmanızı istiyor ama hoca, aklınızda olsun. Almazsanız da göz yumuyor; ancak zorlanacağınızı iddia ediyor. Hiç sanmıyorum, rahat olun.

Fuel Cell Fundamentals: Yazın almayacaksanız almayın derim. Ama yazın açılırsa acımayın, alın, Restricted Elective olarak saydırırsınız, aradan çıkar. Epey kasan bir ders ama uğraşınca rahat gidiyor. Derek hoca çok iyi bir insan ve tam Amerikan stili ders işliyor. Bu sebeple, o havayı biraz tatmak isteyenler için iyi olacaktır. Zorluyor, kolay kolay not vermiyor, dönem içerisinde 2 zorunlu gezi yaptırıyor, vs. Her bir katılım parçası not olarak geri dönüyor, bu şekilde not toplayarak gidiyorsunuz. Tipik ABD stili, biyolojideki Ayşegül Birand’ın bir benzeri mesela (o da uzun yıllar ABD’de kaldıktan sonra gelmiş bir hocamız). Dolayısıyla eğlenebilirsiniz; ancak dönem içinde çok fazla dersiniz varsa kasar, baştan söyleyeyim.

Bunlar haricinde ben bir de Biyoloji ve Jeoloji’den de Not Included olarak 4. sınıf, master ve doktora dersleri aldım ama size muhtemelen yaramaz tabii onlar, o yüzden geçiyorum. Bir de bunlar haricinde fikrim olanları yazayım:

System Dynamics: Epey sağlam ders, zorda kalmadıkça almamak lazım veya çok meraklı değilseniz… Ben şu anda doktorada Advanced’ini alıyorum bunun, şu anda eğlenceli geliyor ama 4. sınıfta kasmaya gerek yok bence. Eğer ki 3.5+ bir öğrenci değilseniz tabii, ben değildim. 😀

Vibrations: Kolay ders, kolay not diyorlar ama çok sağlam adamlar alıyor, “Şampiyonlar Ligi” deniyor o yüzden derse. Dikkatli olmak lazım. Tamam, Galatasaray da Real Madrid’i top etmişti 2. maçta ama yine de fanteziye gerek yok mezuniyet öncesi, değil mi? 😀

Acoustics: Eğlenceli dersmiş ama uğraştırıyormuş. Sokağa çıkıp ses analizleri falan yaptırıyormuş hoca. 😀 Öyle abidik gubidik işlerle uğraşıp, hands-on experience kazanmak için iyidir.

Quality Control: Non Destructive ile benzer bir ders, alınabilir. Normalde ikisi beraber gidiyor zaten ama bağlamıyorlar birbirlerini, şart değil almanız. Ancak Non Destructive’den iyi bir şeyler aldıysanız, aynısını bundan da alırsınız.

Engineering Economy: Kolay yoldan not istiyorsanız gözü kapalı abanacaksınız direk buna. Boş beleş bir ders ama işte, böyle “Ayol ben MBA yaparım, paraya para demem kıııız.” diyen insanların aldıkları dersler gibi, kolay not, az beyin, kafa rahat. Tam bir 4. sınıf dersi yani. Ben alamadığıma yanıyorum, MBA ile işim olmasa da… 😀 Bildiğiniz ekonomi dersi bu arada, yok bakım süresi şu kadar olursa ne kadar maliyeti olur, yok bilmem ne parçasını çıkarırsan ne kadar kar edersin falan fıstık. Ekonomi candır tamam ama, ne bileyim…

Advanced Strength of Materials: Alacaktım, direkten döndüm. Haluk Darendeliler hayranı bir insan olarak, kesinlikle almanızı tavsiye ederim. Ama zor mudur, kolay mıdır tam bilemiyorum. Zor olsa da, Haluk hoca “öğretecektir”. Bir şeyleri gerçekten öğrenmek isteyenler için iyi bir opsiyon diye düşünüyorum. Strength baya varmış içerisinde adından da anlaşılacağı gibi, ama fazlası da var.