(Olası) Celal Şengör Yayını ve Eleştiriler Hakkında

prof-celal-sengor-diski-yedirmek-iskence-degil-7903622_x_5788_o

Son günlerde aşırı yoğun olduğum ve bir takım sıkıntılarla uğraştığım için Celal Şengör’ün Evrim Ağacı’nda canlı yayına katılmasıyla ilgili eleştirilere yanıt veremedim. Zaten ilk heyecan da geçmiş bu süreçte, iyi olmuş.

Eleştirilerin genellikle 2 noktada odaklandığını anlıyorum:

1) Celal hoca militaristtir, sol düşmanıdır, solculara ve Kürtlere bok yedirilmesini “Ben de bal gibi yerdim.” diyerek adeta güzellemiştir (sonra da kıvırmıştır), akademisyenlerin sırf solcular diye okuldan atılmasına destek olmuştur, Hegel’e “salak” diyecek kadar cahildir, Marx’ın kafasının çalışmadığını düşünmektedir, solcuların gerzek olduğuna inanmaktadır, Kenan Evren ve general sevdalısıdır, 12 Eylül’ü ayakta alkışlamış ve desteklemiştir, darbe-sonrası yaratılmış bir projeden ibarettir, vb.

2) Evrim Ağacı bir faşiste platform vermektedir. Başka jeolog mu kalmadı?

Kendimi sosyalist olarak tanımlayan, ABD’deki Berkeley Üniversitesi olayları (bkz: Milo Yiannopoulos) gibi olaylarda öğrencilerin tarafında olmuş biri olarak, bu eleştirilere yanıt değil ama “Neden bu eleştirilere rağmen bu yayının olması gerektiğini düşünüyorum?” sorusunu yanıtlamaya çalışacağım.

Neden böyle bir dolaylı soruya yanıt veriyorum da eleştirilere doğrudan “yanıt” vermiyorum? Çünkü iki eleştiriye de kısmen veya tamamen katılıyorum.

İlkine tamamen katılıyorum. Hepsi doğru, hepsi kaynaklı, hepsi “gerçeklere dayalı” (factual) bilgiler. Kimse aksini iddia edemez. Ve o görüşleri nedeniyle Celal Şengör’ün ya iğrenç bir insan olduğunu ya da konu bilim-harici meseleler olduğunda ne dediğini bilmediğini düşünüyorum. Zaten felsefe alanındaki yetkinliğini, bu alanda daha uzman olan insanlar çok kaliteli bir şekilde ele alıyorlar çeşitli gruplarda ve videolarda, bulabilirsiniz bunları da… Ama bilim-harici ve son noktanın birkaç sözcükle (“zırva”, “salak”, “aptal”, vb.) konulamayacağı meselelere geldiğinde kelimenin tam anlamıyla “boşboğazlık” yaptığını düşünüyorum.

Ki bu gibi meselelerdeki “kıvırmaları” da bunu gösteriyor. Mesela “bok yedirme” konusunda Sputnik TV’de ve diğer yerlerde yaptığı “izah”ların hepsini izledim. Kıvırmanın ve kıvırırken götü kurtarmayı becerememenin kitabını yazmıştır kendisi. Hani Cem Yılmaz’ın deyimiyle “sıçmış ve sıvamıştır”. 😀 12 Eylül’ü sırf öğrenci kavgalarını ve ölümleri bitirdi diye “alkışlaması” falan, temellendirmelerinin hepsini izlemiş olmama rağmen BENCE içler acısıdır. Burada “BENCE” kritik sözcük.

Bunları oturur sabaha kadar tartışırız. Ancak dediğim gibi, amacım bunlara yanıt vermek değil. Neden? Çünkü:

i) Ben Celal Şengör’ün kahyası veya koruyucusu değilim. Gidin sövün suratına, saçma sapan görüşlerini suratına çarpın, yanlış olduğunu söyleyin. Sizinle gelir, aynısını yaparım.

ii) Bunlar sonu olan konular değil. Zaten Celal’in anlamadığı da bu. Sonu olmayan konularda, son sözü söyleyebilecek konumda olduğu safsatasına düşüyor. Biz o hataya düşmemeliyiz. Bu tip siyasal, etik, ahlaki konuların henüz bir sonları olmadığını, tartışılmaya devam edilmesi gerektiğini ve bu konularda çeşitliliğin olmasının sağlıklı olduğunu anlamamız gerekiyor.

Ancak Celal Şengör, bu görüşlerinden ibaret de değildir. Gördüm, birçok kişi “Bir bilim insanını sırf bilim tarafı için değerlendiremeyiz. Sonuçta bilgisayarlara bizden iyi işlem yapabiliyorlar diye ödül vermiyoruz; çünkü insanlığın diğer özelliklerinden yoksunlar. İnsan bir bütündür.” gibi eleştiriler okudum. Doğru, katılıyorum (her ne kadar bilgisayarlara, özellikle Yapay Zeka’ya becerilerinden dolayı ödüller verildiği olduysa da 😛 ). Buna rağmen, Celal Şengör ekstrem bir vakadır. Kendisinin arka planı ve altyapısı, yoldan geçen herhangi birinin, hatta akademisyen olan birinin bile kolay kolay bir ömre sığdırabileceği şeyler değildir. Hatta onları da gördüm, “Muhtemelen o yaşa gelince biz de oralarda olacağız.” diyenler olmuş. Sizin iyiliğinizi istediğim için, “Yapın da görelim!” diyorum. Umarım bunları diyenler, o yaşlara gelince oralarda olurlar da koltuklarımızı kabartırlar, onlarla tanışık olduğumuz için gurur duymamızı sağlarlar. İnanın bunu kışkırtmak için söylemiyorum, eleştirilere katıldığım için, eleştiri sahiplerini tamamen anlayarak söylüyorum. Celal hocanın konumunu bir hedef olarak alın ve ondan iyisini yapın!

Öte yandan, farazi varsayımların ötesinde, bir de gerçek var: Celal Şengör, o akıl almaz konumların her birindedir. Zaten bu yüzden ekstrem bir vakadır. Bir düşünsenize, şimdi diyelim ki bilmem ne üniversitesinden bir Yrd. Doç. Celal’in 1 numaralı eleştiride söylediklerini söylemiş olsun. Adamı silerler. Celal’in silinmeme nedeni nedir? 2 şey:

i) Akademik arka planının tartışmaya yer bırakmayacak parlaklığı. Gerçekçi olalım. Birçok akademisyenin anca hayallerinde göreceği bir konumda Celal Şengör.

ii) İnanılmaz bir iletişim platformuna sahip olması. Celal hoca, tayfasıyla birlikte büyük küçük her çeşit TV’den radyoya kadar inanılmaz geniş bir yelpazede insanlara ulaşıyor. Sözleri milyonlar tarafından dinleniyor.

Zaten bu durum, 2. eleştiriye de bakış açımı oluşturuyor: “Evrim Ağacı Celal Şengör’e platform sağlıyor.” Cidden mi? Evrim Ağacı, Celal Şengör’ün insanlara erişme potansiyeline ne kadar bir katkı yapacaktır sizce? Ya da Celal Şengör’ün Evrim Ağacı’nda konuşmaması sağlansa, ne kadar bir kitleyi yitirecektir Celal Şengör? Dikkate değmeyecek kadar. Bu konuda kimin kime prestij ve platform sağladığı sorusu dikkatli ve gerçekçi bir şekilde ele alınmalı. “Evrim Ağacı” ve “Celal Şengör” ikilisinde, kimin kime prestij sağlayacak gücü olduğu bence açıktır.

Daha önemlisi… Evet, Celal Şengör kadar iyi, hatta belki daha iyi jeologlar, jeofizikçiler, evrimsel biyologlar, bilim insanları vardır ülkemizde (bunları bir bir bulup göstereceğiz canlı yayınlarımızda). Ancak, hadi Celal Şengör’ün akademik arka planını tamamen bir kenara koyalım. Onun halk arasında bilime karşı uyandırdığı heyecanı uyandırabilen kaç kişi vardır? Depremlerle ilgili bir yayın yapsak, o kişinin tuhaf çıkışları olsa, eleştirmenler arasında bile bu kadar ses getirir miydi? Onu da geçtim, 85.000 takipçisi olan sayfamızın canlı yayınlarının izlenme metrikleri ortadadır. Bizim için elbette bu dert değildir; ancak Celal Şengör’ün popülist gücü ile herhangi bir akademisyenin boy ölçüşmesi imkansızdır. Tamam, zaten bu nedenle ve Gelecek Bilimde yayınlarımız, buna tekrar geleceğim az sonra. Ancak Celal Şengör sayesinde dikkatini çekebileceğimiz insanları eleştirel düşünceye sevk etme ve belki, sadece belki Celal Şengör’ün bile sorgulanabilir olduğunu, karşısında durulabilir olduğunu, her sözünün doğru olmadığını gösterecek bilimsel altyapıyı zaman içerisinde kazandırma potansiyeline ne diyeceğiz? Bunu görmezden mi geleceğiz? Çünkü Evrim Ağacı, Celal Şengör’ü yayına alarak “değişmiyor”, bunun altını çizmek gerekir. Evrim Ağacı 3 sene önce neyse, 5 sene sonra da ilkeler olarak o olacak… En azından olmaya çalışacak…

Şimdi… Bu durumda şu ortaya çıkıyor: Celal Şengör’ün Evrim Ağacı’nda ağırlanmaması gerektiğini düşünmenin iki temel sebebi olabilir:

i) Prensip olarak,

ii) İdeolojik olarak.

Prensip olarak Celal’i ağırlamamamız gerektiğini düşünme, az önceki sorumun yanıtına farklı bir boyut katıyor: Evet, Celal’i ağırlamamak belki onun insanlara erişme miktarına dikkate değer *miktarda* etki etmez. Ancak *etki eder*. Prensip olarak bu yeterlidir. Katılıyorum! Eleştirileri okuduktan sonra arada kalmama neden olan ana sebep bu oldu zaten… Bir noktada yayını iptal etmeyi ve/veya yayına katılmamayı düşünme noktasına da bu nedenle geldim. Tabii bunlar aşırı hızlı yaşanan şeyler, son birkaç günkü yoğunluğumla birleşince “anlık” olduğu bile söylenebilir. Fakat zaman buldukça eleştiriler üzerinde kafa yormaya çalıştım. Tarafsız bakmak çok önemli çünkü benim için, kişisel bir iş değil bu zira, bir “Evrim Ağacı” meselesi…

Ancak ii numaralı sebep üzerinde kafa yormak, yayının yapılması gerektiği konusunda karar kılmama neden oldu. İdeolojik olarak Celal Şengör ile değil, Celal Şengör’ü ağırlama planımız olduğu için bizi eleştirenlerle aynı taraftayım. Hatta içgörülü olduğum zaman, belki bir başkası yapacak olsaydı onları “hata yapmak” ile yargılayabilirdim, bilmiyorum.

Ne var ki ii numaralı gerekçe, insanların Celal Şengör’ün “ideolojik kimliği”nin, “bilimsel kimliği”nden ön planda olduğunu düşündüğü varsayımına dayanıyor. Çünkü eğer ki Evrim Ağacı Celal Şengör’e gerçekten bir platform veriyorsa, korkulan Şengör’ün “hatalı düşüncelerini” bu insanlara yayacağıdır. Lakin durum bu değil. İki sebeple:

i) Konumuz siyaset ya da felsefe olmayacak, depremlerden, evrimsel biyolojiden, modern bilimden, Türkiye’de bilimden, vs. konuşacağız. Sanıyorum Celal Şengör’ün bu konudaki açık ara yetkinliğini oturup pek uzun tartışamayız.

ii) İnsanlar Celal Şengör’ün ideolojisini takmıyorlar. Bir süredir gözlemliyorum, Celal’in ideolojik taraflarını seven insanlar genelde bizim “klasik CHP’li” veya “Atatürkçü” kitle. Sağcılardan hiç Celal Şengör güzellemesi duymadım, siz duydunuz mu? Ülkede elitist ve militarist insan mı var zaten? Dolayısıyla Celal Şengör’ün ideolojik kimliği, kendine özgü, abuk subuk bir görüştür. Kimse “Oooo Celal baba Marx’a şöyle demiş, o zaman Marx şöyledir.” demiyor. Zira Marx’a giydirmek isteyen adamın Celal Şengör’e ihtiyacı yok, yığınla sağcı/muhafazakar ve liberal, oturmuş literatür var zaten. Celal Şengör bu tartışmada “alakasız bir nesne”dir bana kalırsa…

Bunu birazcık düşününce, Evrim Ağacı ailesinin çoğunluğunun Celal Şengör’ün fikirlerine neden değer verdiği/vereceği konusuna gitti kafam. Cevap, hiçbir kuşku ve tartışmaya yer olmayacak biçimde, Celal Şengör’ün bilimsel kimliği ve bu kimliği harika bir şekilde pazarlıyor olmasıdır. “Pazarlama”yı genelde kötü anlamda kullansam da, burada o kimliğin popülist bir şekilde aklımızda canlanan “bilim insanı” figürüne hitap edecek şekilde kullanılmasını kastediyorum. Denildiği gibi, Celal Şengör’den başka yığınla bilim insanı var, evrimi, jeolojiyi, bilimi anlatabilecek (hoş, hepsini birden ve Celal Şengör’ün derinliğinde anlatabilecek olanların sayısı konusunda soru işaretlerim var). Zaten Gelecek Bilimde yayınlarımızın ana hedefi de bu kişileri ortaya çıkarmak, onlarla araştırmalarını konuşmak, hayat görüşlerini dinlemek, vs. İş, Celal Şengör gibi her şeyi belli ve televize edilmiş insanlar olunca sıkıntı oluyor tabii. Mesela geçenlerde çıkardığımız hocalardan birisi yaratılışçı çıktı, bilmiyorduk. 🙂 Bu durum, onun akademik başarılarına gem vurur mu? İşte konu bu… Belki sıradan biri olduğunda, daha büyük bir gem vurur. Ancak akademik sicili ülke standartları çerçevesinde bu kadar parlak olduğunda, “göz ardı edilebilir” ya da “ana konu haline gelmediği müddetçe tolere edilebilir” olabilir (yukarıda izah ettiğim “prensip meselesi” haricinde tabii; prensipler devreye girdi mi, en ufak “yamuk” kabul edilemez olacaktır).

Dolayısıyla… Benim “Çağrı Mert Bakırcı” olarak elbette belli başlı sorumluluklarım var. Ancak “Evrim Ağacı kurucusu ve idari sorumlusu” olarak bambaşka diğer sorumluluklarım var. Benim endişem, benim ideolojim ile uyuşan isimleri ağırlamak değil; eğer öyle olsaydı, yayınların ana sunucusu olan Burak’ı zaten kafadan almamam gerekirdi; zira kendisiyle siyasi olarak apayrı kutuplardayız.

Benim öncelikli derdim, Türkiye’de bilimsel gelişime ve bilimin halk arasında doğru bir şekilde yayılmasına ön ayak olmak. Bu noktada prensipler bugüne kadar büyük yol gösterici oldu (bkz: Evrim Ağacı İlkeleri). Lakin siyasi ve dinî ideolojiler devreye girdi mi, konular çok muğlaklaşıyor ve ayrımı yapmak her zaman kolay olmuyor. Kritik nokta şu: Spesifik olarak şu veya bu kişi için “ideoloji”, “bilimsel kimlik”ten önce gelebilir. Ancak bilimseverlerin veya bilime meraklı insanların çoğunluğuna baktığımızda bu durumun böyle olmadığını görüyoruz. Evrim Ağacı okurları arasında bu hiç böyle değil; bilimsel kimlik, hele ki Celal Şengör gibi biri söz konusu olduğunda, diğer tüm kimliklerden önce geliyor. Dolayısıyla bu, ana görevimize yük bindiriyor. İdeolojik meseleleri, en azından “Evrim Ağacı” olarak davranırken ikinci plana atmamı gerektiriyor.

Yani ne yazık ki 1 numaralı eleştirinin içeriği doğru olsa bile, bu eleştiri sayesinde varılan “Celal Şengör bu nedenle ağırlanmamalıdır.” sonucunun temel varsayımı hatalı. Evet, “sol cenah” olarak bilinen veya kendini öncelikle siyasi ideolojilerle tanımlayan kişilerde bu perspektif öncelikli ve baskın olabilir. Fakat hele ki siyasetten ve siyasi tartışmalardan birçoklarının bıktığı ve bir çıkış arandığı şu günlerde, birçok insan için bu varsayım hiç doğru değil! Bu kişiler için bilimsel kimlikler, hele ki bu kadar ön planda olan isimlerde, siyasi kimliklerden önce geliyor. Bu durum, Evrim Ağacı’nı takip eden ve genel olarak bilimsever kitlenin büyük çoğunluğu için doğrudur diye tahmin ediyorum (bir anketle doğrulayabilir veya yanlışlayabiliriz elbette). Yani bu kişiler, siyasi açıdan en saçma şeyleri söyleyen birini bile, eğer ki bilimsel kimliği yeterince oturmuş ise sineye çekebilmekte ve değer vermektedir. Bu kötü bir şey mi, iyi bir şey mi tartışılır. Bence iki tarafı da bulunuyor işin…

Ama ne olursa olsun, bu tip bir “bilim kimliği, siyasi kimlikten önemlidir” algısını bireyler olarak kabul etmesek bile, en azından “Evrim Ağacı” olarak davranırken görmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü aksi takdirde, kaçınılmaz bir şekilde siyaseti bilim önüne geçirmiş oluyoruz. Bunun “sansür” ve “ideoloji” gibi kavramları ön plana çıkarıyor olması, bilimsel aydınlanma anlamında kaş yaparken göz çıkarmamıza, daha kötü sonuçların doğmasına neden olabilir. En azından ben oturup düşündüğümde bu sonuca varıyorum.

Fakat Şengör’ü ağırlamayı prensiplerden tamamen kopma olarak da görmemek lazım. Öyle bir şey anca Celal Şengör’ü yayına çıkarıp sol-sağ kavgası yapsaydım olurdu (İlkelerimiz’deki 2. ilke ile çelişirdi). Tam tersine, bunu bir fırsat olarak görmek mümkün… Bunun için 3 temel neden sunacağım:

Örneğin Celal Şengör’e, doğrudan 1 numaralı eleştirideki noktaları ele alan, ancak spesifiklere girmeden, çok ama çok önemli olduğunu düşündüğüm bir soru hazırladım. Buna vereceği cevabı, sizlerin Celal Şengör’ü nasıl değerlendirdiğinizi değiştirebilir (daha da kötü veya daha iyi bir yönde olabilir; illa sevdirecek ya da seviyorsanız sevmekten cayıracak bir soru değil). Yani bana gelen eleştirilerin öznesi olan öfke ve hayal kırıklığına dair ortak endişemizi kendisine aktarmaya çalışacağım (elbette ana konumuz o olamaz; ancak değinmek için elimden geleni ardıma koymayacağım).

İkincisi, söz konusu TV ve radyo yayınlarında Celal Şengör’ü ağırlayan insanlar ya konsept gereği, ya kendi ideolojileri gereği, ya da kalitesizliklerinden ötürü (kimi zaman bunların bir karışımı dolayısıyla) sürekli aynı çerçevede döndürüyor konuyu. Bu nedenle Şengör’ün ağız tadıyla bilim anlattığı yayınların sayısı da inanılmaz azaldı. Ben birazcık işe denge getirmek ve işi akademik/popüler bilim düzlemine çekmek istiyorum. Celal Şengör ideolojik ayıplarına tamamen kayıp olup gitmeden önce, belki de son zamanlarda nadiren olan bir şeyi yapıp, gerçekten bilim konuşalım istiyorum. Bakarsınız Russel Wallace gibi, akademik anlamda her şeye sahip olabilecekken, hayallere kapılıp kayıp gitmiş bir bilim insanının arkada bıraktığı önemli bilimsel kayıtlardan biri olur, kim bilir?

Son olarak, üçüncüsü, Celal Şengör bizi daha önceden son dakikada satmaya çalışmıştı (evet, bu Şengör ile yapacağım 2. “önemli” iş), bunun tekrar yaşanmayacağının bir garantisi yok. Belki de boşa dil döktük; ancak en azından perspektiflerin tartışılması ve daha iyi bir perspektife ulaşabilmek adına fırsat oldu bu, ola ki gene satacak olursa bizi Şengör.

Şengör ile olacak yayının tanıtım videosunda da dediğim gibi: Herkesi eşit derecede tatmin etmem imkansız. Ancak en büyük çoğunluğa, en büyük faydayı sağlamaya çalışabilirim. Bu, kimi zaman kendi, ŞAHSİ ideallerim, ideolojilerim ve prensiplerinden kimi zaman satma değil ama sapma anlamına gelecek olsa bile. Kâr-zarar dengesini kendimce yaptığım zaman, faydalar ağır basıyor. Bu nedenle eleştirilerinize belki hiçbir zaman cevap veremeyeceğim, çünkü size katılıyorum; ancak bu eleştirilere *rağmen* yayının neden yapılması gerektiğini aktarmak istedim.

Eğer bu anlattıklarım eleştiri sahipleri için yeterli değilse, ki olmayacağına neredeyse eminim, aflarına sığınıyorum. Hep dediğim gibi, bu tip gönüllülük işlerinde biraz da “Olduğu kadar…” demeyi bilmek gerekiyor.

Bu konuya son birkaç günde kafa yorum, fikirlerini aktaran herkese teşekkürler.

Sevgiler.

Advertisements

12 thoughts on “(Olası) Celal Şengör Yayını ve Eleştiriler Hakkında

  1. bir şeyler ifade etmek istiyorum.celal şengör elitçi olabilir kişiliğinde sorunlar olabilir ideolojik olarak burjuvaziyi de temsil edebilir.ama gelinen aşamada bir bilim insanıdır.eksikleri var tercihi yanlış marx ı çarpıtarak değerlendiren bir çok konuda kötü laflar kullananan absürd birisi.ama evrim konusunda darwin konusunda jeoloji,palentoloji vs konusunda uzman birisi ondan öğrenilecek çok şey var.keşke böyle anlatımları sürekli verse bizde dinlesek.1987 van yüzüncü yıl üniversitesinde botanik dersi veren bir hoca var vize ve final sınavında yaratılış suresini soruyor.bu da bir profesör celal hoca da…solcu arkadaşlara bir şey söylemek istiyorum.mesela banka karşısınızdır tefeci kurumdur denir doğrudur.ama banka ile de çalışmak zorundasınızdır.bence bu kadar sert olmayın.öbür ilerici insanlarda gelip anlatsın celal şengör gibi kafası sisteme adapte olan ama bilim insanlığını kendi konularına çok ta iyi hakim olanları da çıkarmak gerekir.kaldı ki sovyetler birliğinde devrim olduğunda iktidarı alan sosyalistlerbu tür insanları asıp kesmemişlerdir onların bilgilerinden faydalanmışlardır.bu konuda şolohov unve durgun akardı don vs ler ve gladkov un fabrika isimli eserleri bize yardımcı olabilir. saygılarımla.bir de siteden bir isteğim olacak bu odtü de yapılan evrim panellerini de böyle yayınlayabilirler mi

  2. Sevgili çağrı, evrim ağacının canlı yayınlarını yaklaşık iki aydır takip ediyorum ve bilime merakımı daha da artırdığınıza, bilim insanlarının vizyonlarıyla bizimkileri birleştirdiğinize müteşekkirim. Türkiye’de bilim denilince akla ilk gelen isim olan Celal Şengör’ü yayına davet ettiğinizi duyduğumda da inanılmaz sevinmiştim. Kendisinin sıkı takipçisiyim. Bu yazıyı okuduğumda da açık söylemek gerekirse hayal kırıklığına uğradım. Sizin bilimsever kişiliğinizden de şüphe duydum: Bir bilim insanı Celal hocanın da sıkça bahsettiği yöntemle yani bilimin yöntemiyle düşünmeli, hayata öyle bakmalıdır diye bekliyordum. Siz Celal hocaya politik olarak katılmadığınızı söylüyorsunuz bilimsel kişiliğini ayrı tutuyorsunuz lakin Celal hocanın marksizme yönelik söyledikleri ideolojik değil gayet bilimsel bir tavırdır. madem bilim seviyor ve öğreniyoruz aynı o yöntemdeki gibi işe yaramayan çürümüş hipotezleri yok sayıp yolumuza devam etmek gerekir. Katılmamanız sizin ideolojinizi bastıramadığınızı gerçek bir bilim insanı olmanızdan uzak olduğunuzu gösterir ki beni hayal kırıklığına uğratan taraf bu oldu. şöyle söylüyorum ben muhafazakar birisiydim celal hocayı ve siz gibi bi kaç takip ettiğim bilim mercilerini merakla okuyup dinledikten sonra dinlerin insan uydurması olduğuna kanaat getirdim tıpkı celal hocanın din konusundaki söyledikleri gibi düşünüyorum şu an hali hazırda tesettürlüyüm henüz yaşam tarzımızı değiştiremediğim halde aklımla hareket ettiğim için ve bilime itaat ettiğim için yanlış olduğunu anladığım an fikrimi değiştirdim ve bu beni şu an sizden daha bilimsel bir kişilik yapmaktadır. Celal hoca marksizmi çürüten söylemleri ideolojik değil bilimsel tavırda belirtmesine rağmen siz ikna olmayıp katılmıyorum diyorsanız evrimi de cahil bireylere anlatmayın çünkü bilimsel tavırla anlattığınız halde bi kitle aynı siz gibi katılmıyorum diyecektir. Üzüldüm.

    1. Celal hocanın Marxizm ile ilgili söylediği her şey, istisnasız olarak hepsi ideolojiktir. Celal hocanın bırakın şu andaki halini, şu anki hali üzerinde 10 tane Nobel ödülü dahi olsaydı sosyal bilimlerle ilgili bir meselede son sözü söyleme, Hegel’e “aptal” deme, Marx’a “kafası çalışmıyor” deme yetkisi ve konumu olmazdı. Bu sözlerin neresi “tamamen bilimsel”, bırakın bunları. Bırakın Celal Şengör’ü, alanında kelli felli sosyal bilimciler bile cüret etmez bir kelime ile tarihe yön vermiş en önemli (sevin, sevmeyin, katılın, katılmayın en önemli) siyasi ekonomi-politik görüşlerden birini silip atmaya. Bilim adabına aykırıdır bu.

      Sizinle “kim daha bilimsel” tartışmasına girecek değilim, bilimselliğimden dilediğiniz kadar şüphe edebilirsiniz, istediğiniz kadar hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Bunlar argüman değildir. Benim görevim sizi kendi bilimselliğime ikna etmek değildir.

      Celal hoca Marxizm konusunda hataya düşmektedir ve kendini ifade etmeyi becerememektedir. Şahsen kendisine katılmıyorum ve bu şekildeki saldırgan ve temelsiz bir tavırla da kendisine zaten ideolojik olarak yakın, yani kendi görüşlerini doğrulamaya hazır insanlardan başka kimseyi ikna edemez. Sol literatür derinliği ve kapsamıyla sabittir. Dilenirse, akademik bir ortamda bu konu tartışılır. Ancak bundan bağımsız olarak, Celal Şengör’ün bu tartışmada taraf olmanın ötesinde, tartışmaya nokta koyacak konumu, akademik durumu ve uzmanlığı bulunmamaktadır.

      Zaten bu nedenle yayınımızda da kendisiyle uzmanı olmadığı alanları değil, uzmanı olduğu ve bu uzmanlığıyla göz doldurduğu meseleleri konuştuk. Sol literatürü veya bu literatürün akademik eleştirisini konuşacak olsak, Celal Şengör’den önce çağrılabilecek yığınla uzman ekonomist, siyaset bilimci ve tarihçi vardır.

      Temel bilimlerde bazı kesinlikler vardır evrim gibi, kütleçekimi gibi… Sosyal bilimlerde bu tip kesinlikler yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla sırf sizin aklınızdaki bazı fikirleri doğruluyor diye, bir temel bilimcinin sosyal bilimler hakkındaki görüşlerini “nihai gerçek” olarak almanız, “bilimsellik” kıtası yapabilecek kadar konuya tarafsız bakamayan biri olduğunuzu zaten göstermektedir.

      Din konusunda öğrendiğiniz gibi, bilim konusunda da müritlikten uzak durmayı öğrenmeniz ve kimseyi pozisyonları dolayısıyla putlaştırmamanız, her zaman eleştirilebilir ve hataya açık olduklarını hatırlamanız dileklerimle…

  3. Elit militarist olmadığını savunmakla gerçekten güldürdünüz hemde Celal Şengör üzerinden yapılan bir tartışmada. Tabi sizin elitizm anlayışınız sol eşittir elit. Sırf arkanızda bir kitle bulundurmak adına mı geneli eğitimsiz,kültürsüz,topluma faydasız ve örnek teşkil etmeyen ve dini gruplardan daha bağnaz sol tarikata yakınlık gösteriyorsunuz ? Yoksa onlardansınızda her alanda olduğu gibi bilim alanındada özünde doğru olan şeyi saptırıp manipüle ederek kendi değeriniz haline getirmek mi istiyorsunuz ? Sözlerimi şununla bitirmek isterim antimilitarizm zayıflık demektir.

    1. “Elit militarist olmadığını savunmakla gerçekten güldürdünüz hemde Celal Şengör üzerinden yapılan bir tartışmada.”

      Bu ne demek, anlamadım. Elit militarist olmadığını savunmadım herhangi bir yerde? Güldürdüysem ne ala, yüzünüzden sahte gülücükler eksik olmasın.

      “Tabi sizin elitizm anlayışınız sol eşittir elit.”

      Buna “ağzına laf koymak” derler. Hayır, sol eşittir elit diye bir görüşüm yok.

      “Sırf arkanızda bir kitle bulundurmak adına mı geneli eğitimsiz,kültürsüz,topluma faydasız ve örnek teşkil etmeyen ve dini gruplardan daha bağnaz sol tarikata yakınlık gösteriyorsunuz?”

      Arkamda bir kitle bulundurmak istesem azınlık bir kitleyi mi seçerim? Ne zırtopoz bir argüman bu? Arkamda kitle bulundurmak istesem “AKPli evrimciler” diye grup açardım. Ya da “Türkçü evrimciler” diye. 🙂 Dolayısıyla saçma sapan sorunuza yanıt “hayır”. Ayrıca, bağnaz falan değilim. Şurada sizin gibi bir cahile bile cevap vermeye tenezzül ediyorsam, bu bağnaz olmadığımı gösterir. Soru şu: Siz bağnaz değil misiniz? 😉 Bir de, herhangi bir “tarikat” değil sol. Tanımları doğru kullanın: “Aynı dinin içinde birtakım yorum ve uygulama farklılıklarına dayanan, bazı ilkelerde birbirinden ayrılan Tanrı’ya ulaşma ve onu tanıma yollarından her biri” (Kaynak: TDK)

      ” Yoksa onlardansınızda her alanda olduğu gibi bilim alanındada özünde doğru olan şeyi saptırıp manipüle ederek kendi değeriniz haline getirmek mi istiyorsunuz ?”

      Hayır. Ayrıca, “dahi” anlamındaki de/da ayrı yazılır. Noktalama işaretlerinden önce boşluk konulmaz. Güya Türkçü militarist olacaksınız, bari adam gibi olun…

      “Sözlerimi şununla bitirmek isterim antimilitarizm zayıflık demektir.”

      Çok güzel bitirdin. Ama yanlış söyledin. Antimilitarizmin zayıflık ile alakası yok. Ben antimilitaristim mesela; ancak bir militarist olarak senden güçlü olduğumu söyleyebilirim sayısız alanda. Antimilitarizm “orduyu feshedelim, hemen şimdi dağıtalım, tüm dünya bizi ezsin.” demek değildir. Antimilitarizm, global bir savaşmazlık, bir barış çağrısıdır. Tanımı gereği: “Antimilitarizm, savaş karşıtı olan, emperyalist teoriden yola çıkarak geliştirilmiş bir doktrindir. Önemli ayaklarından biri olan pasifizm, sorunların vahşete ve kaba kuvvete başvurulmaksızın çözülmesi gerektiğini savunur.” Şuna katılmıyorsanız, size diyeceğim bir şey yok zaten. 🙂 Yarattığınız savaşlarda boğulun.

  4. Sana “GÖTÜMLE” gülüyorum şuan. Resmen yayında suratına söyleyemediklerini arkasından yazmışsın biraz taşşağın olaydı keşke bu dediklerini suratına karşı söyleseydin söyleseydin ki cevabını alsaydın gözümde şuan tv deki yobazlardan hiçbir farkın yok “BENCE” çünkü bunu anladım ki yobazın dini yada okuyup okumamışı olmuyormuş yobaz yobazmış celal hocanın bir yerde çıkıp da yayın yapmasını yasaklamak lazım çünkü millet konuştuğu lafın tamamına değil sadece bir kısmı üzerinden kazanç sağlar hale geldi bu saatten sonra çok nadirde olsa baktığım Türkçe kaynaklara da bakmamam gerçeğini önüme sundunuz teşekkürler.

    1. Bilmeden etmeden konuşuyorsunuz ya, en çok ona gülüyorum ben de. O tarafımla değil ama, suratımla. 🙂

      Yayından önce Celal hocayla 30 dakika görüştük. Bana e-posta da attı, eleştiriler kendisine ulaşmış. Konuştuk, fikir alışverişinde bulunduk. Bunlar, yayınla ilgili meseleler değildir. Dahası, Celal Şengör’ün okumadığı şeyler de değildir. Dahası, yayından sonra değil, birkaç gün önce yazılmıştır (ve kendisine de ulaştırılmıştır).

      İşte bu kötücüllüğünüz, bu pisliğiniz, bu iğrençliğiniz herkesi kendiniz gibi görmenize neden oluyor. İnsanlar, sizden çok daha iyiler. Bunu bilerek yaşayın, belki biraz kendinize çekidüzen verirsiniz. Utanırsınız.

      Her şey bir yana, Celal hoca ile aramızda olan, bizi ilgilendirir. Her kimseniz, sizi değil.

  5. Merhaba herkese,
    Ülkemizde sıkça gördüğümüz “tartışma ve polemik arasındaki ince çizginin polemik lehine aşılması” durumunu üzücü bir şekilde, Celal Şengör ve Evrim Ağacı yayını ve Çağrı Bey’in eleştirilere cevap verme çabalarında net bir şekilde bir kez daha gördük maalesef. Sözüm bunları izleyen ve okuyan herkese, bu konuda psikolojik etkenlerin olabileceğini düşündünüz mü? Neden çok basit bir şekilde ayrılabilecek konular ve eylemler, konu ülkemiz ve insanımız olunca bu kadar muğlak ve birbirine geçmiş oluyor? Cevap ego olmasın sakın 🙂
    Yine de herkese teşekkürler,
    Sevgiler,

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s