(Olası) Celal Şengör Yayını ve Eleştiriler Hakkında

prof-celal-sengor-diski-yedirmek-iskence-degil-7903622_x_5788_o

Son günlerde aşırı yoğun olduğum ve bir takım sıkıntılarla uğraştığım için Celal Şengör’ün Evrim Ağacı’nda canlı yayına katılmasıyla ilgili eleştirilere yanıt veremedim. Zaten ilk heyecan da geçmiş bu süreçte, iyi olmuş.

Eleştirilerin genellikle 2 noktada odaklandığını anlıyorum:

1) Celal hoca militaristtir, sol düşmanıdır, solculara ve Kürtlere bok yedirilmesini “Ben de bal gibi yerdim.” diyerek adeta güzellemiştir (sonra da kıvırmıştır), akademisyenlerin sırf solcular diye okuldan atılmasına destek olmuştur, Hegel’e “salak” diyecek kadar cahildir, Marx’ın kafasının çalışmadığını düşünmektedir, solcuların gerzek olduğuna inanmaktadır, Kenan Evren ve general sevdalısıdır, 12 Eylül’ü ayakta alkışlamış ve desteklemiştir, darbe-sonrası yaratılmış bir projeden ibarettir, vb.

2) Evrim Ağacı bir faşiste platform vermektedir. Başka jeolog mu kalmadı?

Kendimi sosyalist olarak tanımlayan, ABD’deki Berkeley Üniversitesi olayları (bkz: Milo Yiannopoulos) gibi olaylarda öğrencilerin tarafında olmuş biri olarak, bu eleştirilere yanıt değil ama “Neden bu eleştirilere rağmen bu yayının olması gerektiğini düşünüyorum?” sorusunu yanıtlamaya çalışacağım.

Neden böyle bir dolaylı soruya yanıt veriyorum da eleştirilere doğrudan “yanıt” vermiyorum? Çünkü iki eleştiriye de kısmen veya tamamen katılıyorum.

İlkine tamamen katılıyorum. Hepsi doğru, hepsi kaynaklı, hepsi “gerçeklere dayalı” (factual) bilgiler. Kimse aksini iddia edemez. Ve o görüşleri nedeniyle Celal Şengör’ün ya iğrenç bir insan olduğunu ya da konu bilim-harici meseleler olduğunda ne dediğini bilmediğini düşünüyorum. Zaten felsefe alanındaki yetkinliğini, bu alanda daha uzman olan insanlar çok kaliteli bir şekilde ele alıyorlar çeşitli gruplarda ve videolarda, bulabilirsiniz bunları da… Ama bilim-harici ve son noktanın birkaç sözcükle (“zırva”, “salak”, “aptal”, vb.) konulamayacağı meselelere geldiğinde kelimenin tam anlamıyla “boşboğazlık” yaptığını düşünüyorum.

Ki bu gibi meselelerdeki “kıvırmaları” da bunu gösteriyor. Mesela “bok yedirme” konusunda Sputnik TV’de ve diğer yerlerde yaptığı “izah”ların hepsini izledim. Kıvırmanın ve kıvırırken götü kurtarmayı becerememenin kitabını yazmıştır kendisi. Hani Cem Yılmaz’ın deyimiyle “sıçmış ve sıvamıştır”. 😀 12 Eylül’ü sırf öğrenci kavgalarını ve ölümleri bitirdi diye “alkışlaması” falan, temellendirmelerinin hepsini izlemiş olmama rağmen BENCE içler acısıdır. Burada “BENCE” kritik sözcük.

Bunları oturur sabaha kadar tartışırız. Ancak dediğim gibi, amacım bunlara yanıt vermek değil. Neden? Çünkü:

i) Ben Celal Şengör’ün kahyası veya koruyucusu değilim. Gidin sövün suratına, saçma sapan görüşlerini suratına çarpın, yanlış olduğunu söyleyin. Sizinle gelir, aynısını yaparım.

ii) Bunlar sonu olan konular değil. Zaten Celal’in anlamadığı da bu. Sonu olmayan konularda, son sözü söyleyebilecek konumda olduğu safsatasına düşüyor. Biz o hataya düşmemeliyiz. Bu tip siyasal, etik, ahlaki konuların henüz bir sonları olmadığını, tartışılmaya devam edilmesi gerektiğini ve bu konularda çeşitliliğin olmasının sağlıklı olduğunu anlamamız gerekiyor.

Ancak Celal Şengör, bu görüşlerinden ibaret de değildir. Gördüm, birçok kişi “Bir bilim insanını sırf bilim tarafı için değerlendiremeyiz. Sonuçta bilgisayarlara bizden iyi işlem yapabiliyorlar diye ödül vermiyoruz; çünkü insanlığın diğer özelliklerinden yoksunlar. İnsan bir bütündür.” gibi eleştiriler okudum. Doğru, katılıyorum (her ne kadar bilgisayarlara, özellikle Yapay Zeka’ya becerilerinden dolayı ödüller verildiği olduysa da 😛 ). Buna rağmen, Celal Şengör ekstrem bir vakadır. Kendisinin arka planı ve altyapısı, yoldan geçen herhangi birinin, hatta akademisyen olan birinin bile kolay kolay bir ömre sığdırabileceği şeyler değildir. Hatta onları da gördüm, “Muhtemelen o yaşa gelince biz de oralarda olacağız.” diyenler olmuş. Sizin iyiliğinizi istediğim için, “Yapın da görelim!” diyorum. Umarım bunları diyenler, o yaşlara gelince oralarda olurlar da koltuklarımızı kabartırlar, onlarla tanışık olduğumuz için gurur duymamızı sağlarlar. İnanın bunu kışkırtmak için söylemiyorum, eleştirilere katıldığım için, eleştiri sahiplerini tamamen anlayarak söylüyorum. Celal hocanın konumunu bir hedef olarak alın ve ondan iyisini yapın!

Öte yandan, farazi varsayımların ötesinde, bir de gerçek var: Celal Şengör, o akıl almaz konumların her birindedir. Zaten bu yüzden ekstrem bir vakadır. Bir düşünsenize, şimdi diyelim ki bilmem ne üniversitesinden bir Yrd. Doç. Celal’in 1 numaralı eleştiride söylediklerini söylemiş olsun. Adamı silerler. Celal’in silinmeme nedeni nedir? 2 şey:

i) Akademik arka planının tartışmaya yer bırakmayacak parlaklığı. Gerçekçi olalım. Birçok akademisyenin anca hayallerinde göreceği bir konumda Celal Şengör.

ii) İnanılmaz bir iletişim platformuna sahip olması. Celal hoca, tayfasıyla birlikte büyük küçük her çeşit TV’den radyoya kadar inanılmaz geniş bir yelpazede insanlara ulaşıyor. Sözleri milyonlar tarafından dinleniyor.

Zaten bu durum, 2. eleştiriye de bakış açımı oluşturuyor: “Evrim Ağacı Celal Şengör’e platform sağlıyor.” Cidden mi? Evrim Ağacı, Celal Şengör’ün insanlara erişme potansiyeline ne kadar bir katkı yapacaktır sizce? Ya da Celal Şengör’ün Evrim Ağacı’nda konuşmaması sağlansa, ne kadar bir kitleyi yitirecektir Celal Şengör? Dikkate değmeyecek kadar. Bu konuda kimin kime prestij ve platform sağladığı sorusu dikkatli ve gerçekçi bir şekilde ele alınmalı. “Evrim Ağacı” ve “Celal Şengör” ikilisinde, kimin kime prestij sağlayacak gücü olduğu bence açıktır.

Daha önemlisi… Evet, Celal Şengör kadar iyi, hatta belki daha iyi jeologlar, jeofizikçiler, evrimsel biyologlar, bilim insanları vardır ülkemizde (bunları bir bir bulup göstereceğiz canlı yayınlarımızda). Ancak, hadi Celal Şengör’ün akademik arka planını tamamen bir kenara koyalım. Onun halk arasında bilime karşı uyandırdığı heyecanı uyandırabilen kaç kişi vardır? Depremlerle ilgili bir yayın yapsak, o kişinin tuhaf çıkışları olsa, eleştirmenler arasında bile bu kadar ses getirir miydi? Onu da geçtim, 85.000 takipçisi olan sayfamızın canlı yayınlarının izlenme metrikleri ortadadır. Bizim için elbette bu dert değildir; ancak Celal Şengör’ün popülist gücü ile herhangi bir akademisyenin boy ölçüşmesi imkansızdır. Tamam, zaten bu nedenle ve Gelecek Bilimde yayınlarımız, buna tekrar geleceğim az sonra. Ancak Celal Şengör sayesinde dikkatini çekebileceğimiz insanları eleştirel düşünceye sevk etme ve belki, sadece belki Celal Şengör’ün bile sorgulanabilir olduğunu, karşısında durulabilir olduğunu, her sözünün doğru olmadığını gösterecek bilimsel altyapıyı zaman içerisinde kazandırma potansiyeline ne diyeceğiz? Bunu görmezden mi geleceğiz? Çünkü Evrim Ağacı, Celal Şengör’ü yayına alarak “değişmiyor”, bunun altını çizmek gerekir. Evrim Ağacı 3 sene önce neyse, 5 sene sonra da ilkeler olarak o olacak… En azından olmaya çalışacak…

Şimdi… Bu durumda şu ortaya çıkıyor: Celal Şengör’ün Evrim Ağacı’nda ağırlanmaması gerektiğini düşünmenin iki temel sebebi olabilir:

i) Prensip olarak,

ii) İdeolojik olarak.

Prensip olarak Celal’i ağırlamamamız gerektiğini düşünme, az önceki sorumun yanıtına farklı bir boyut katıyor: Evet, Celal’i ağırlamamak belki onun insanlara erişme miktarına dikkate değer *miktarda* etki etmez. Ancak *etki eder*. Prensip olarak bu yeterlidir. Katılıyorum! Eleştirileri okuduktan sonra arada kalmama neden olan ana sebep bu oldu zaten… Bir noktada yayını iptal etmeyi ve/veya yayına katılmamayı düşünme noktasına da bu nedenle geldim. Tabii bunlar aşırı hızlı yaşanan şeyler, son birkaç günkü yoğunluğumla birleşince “anlık” olduğu bile söylenebilir. Fakat zaman buldukça eleştiriler üzerinde kafa yormaya çalıştım. Tarafsız bakmak çok önemli çünkü benim için, kişisel bir iş değil bu zira, bir “Evrim Ağacı” meselesi…

Ancak ii numaralı sebep üzerinde kafa yormak, yayının yapılması gerektiği konusunda karar kılmama neden oldu. İdeolojik olarak Celal Şengör ile değil, Celal Şengör’ü ağırlama planımız olduğu için bizi eleştirenlerle aynı taraftayım. Hatta içgörülü olduğum zaman, belki bir başkası yapacak olsaydı onları “hata yapmak” ile yargılayabilirdim, bilmiyorum.

Ne var ki ii numaralı gerekçe, insanların Celal Şengör’ün “ideolojik kimliği”nin, “bilimsel kimliği”nden ön planda olduğunu düşündüğü varsayımına dayanıyor. Çünkü eğer ki Evrim Ağacı Celal Şengör’e gerçekten bir platform veriyorsa, korkulan Şengör’ün “hatalı düşüncelerini” bu insanlara yayacağıdır. Lakin durum bu değil. İki sebeple:

i) Konumuz siyaset ya da felsefe olmayacak, depremlerden, evrimsel biyolojiden, modern bilimden, Türkiye’de bilimden, vs. konuşacağız. Sanıyorum Celal Şengör’ün bu konudaki açık ara yetkinliğini oturup pek uzun tartışamayız.

ii) İnsanlar Celal Şengör’ün ideolojisini takmıyorlar. Bir süredir gözlemliyorum, Celal’in ideolojik taraflarını seven insanlar genelde bizim “klasik CHP’li” veya “Atatürkçü” kitle. Sağcılardan hiç Celal Şengör güzellemesi duymadım, siz duydunuz mu? Ülkede elitist ve militarist insan mı var zaten? Dolayısıyla Celal Şengör’ün ideolojik kimliği, kendine özgü, abuk subuk bir görüştür. Kimse “Oooo Celal baba Marx’a şöyle demiş, o zaman Marx şöyledir.” demiyor. Zira Marx’a giydirmek isteyen adamın Celal Şengör’e ihtiyacı yok, yığınla sağcı/muhafazakar ve liberal, oturmuş literatür var zaten. Celal Şengör bu tartışmada “alakasız bir nesne”dir bana kalırsa…

Bunu birazcık düşününce, Evrim Ağacı ailesinin çoğunluğunun Celal Şengör’ün fikirlerine neden değer verdiği/vereceği konusuna gitti kafam. Cevap, hiçbir kuşku ve tartışmaya yer olmayacak biçimde, Celal Şengör’ün bilimsel kimliği ve bu kimliği harika bir şekilde pazarlıyor olmasıdır. “Pazarlama”yı genelde kötü anlamda kullansam da, burada o kimliğin popülist bir şekilde aklımızda canlanan “bilim insanı” figürüne hitap edecek şekilde kullanılmasını kastediyorum. Denildiği gibi, Celal Şengör’den başka yığınla bilim insanı var, evrimi, jeolojiyi, bilimi anlatabilecek (hoş, hepsini birden ve Celal Şengör’ün derinliğinde anlatabilecek olanların sayısı konusunda soru işaretlerim var). Zaten Gelecek Bilimde yayınlarımızın ana hedefi de bu kişileri ortaya çıkarmak, onlarla araştırmalarını konuşmak, hayat görüşlerini dinlemek, vs. İş, Celal Şengör gibi her şeyi belli ve televize edilmiş insanlar olunca sıkıntı oluyor tabii. Mesela geçenlerde çıkardığımız hocalardan birisi yaratılışçı çıktı, bilmiyorduk. 🙂 Bu durum, onun akademik başarılarına gem vurur mu? İşte konu bu… Belki sıradan biri olduğunda, daha büyük bir gem vurur. Ancak akademik sicili ülke standartları çerçevesinde bu kadar parlak olduğunda, “göz ardı edilebilir” ya da “ana konu haline gelmediği müddetçe tolere edilebilir” olabilir (yukarıda izah ettiğim “prensip meselesi” haricinde tabii; prensipler devreye girdi mi, en ufak “yamuk” kabul edilemez olacaktır).

Dolayısıyla… Benim “Çağrı Mert Bakırcı” olarak elbette belli başlı sorumluluklarım var. Ancak “Evrim Ağacı kurucusu ve idari sorumlusu” olarak bambaşka diğer sorumluluklarım var. Benim endişem, benim ideolojim ile uyuşan isimleri ağırlamak değil; eğer öyle olsaydı, yayınların ana sunucusu olan Burak’ı zaten kafadan almamam gerekirdi; zira kendisiyle siyasi olarak apayrı kutuplardayız.

Benim öncelikli derdim, Türkiye’de bilimsel gelişime ve bilimin halk arasında doğru bir şekilde yayılmasına ön ayak olmak. Bu noktada prensipler bugüne kadar büyük yol gösterici oldu (bkz: Evrim Ağacı İlkeleri). Lakin siyasi ve dinî ideolojiler devreye girdi mi, konular çok muğlaklaşıyor ve ayrımı yapmak her zaman kolay olmuyor. Kritik nokta şu: Spesifik olarak şu veya bu kişi için “ideoloji”, “bilimsel kimlik”ten önce gelebilir. Ancak bilimseverlerin veya bilime meraklı insanların çoğunluğuna baktığımızda bu durumun böyle olmadığını görüyoruz. Evrim Ağacı okurları arasında bu hiç böyle değil; bilimsel kimlik, hele ki Celal Şengör gibi biri söz konusu olduğunda, diğer tüm kimliklerden önce geliyor. Dolayısıyla bu, ana görevimize yük bindiriyor. İdeolojik meseleleri, en azından “Evrim Ağacı” olarak davranırken ikinci plana atmamı gerektiriyor.

Yani ne yazık ki 1 numaralı eleştirinin içeriği doğru olsa bile, bu eleştiri sayesinde varılan “Celal Şengör bu nedenle ağırlanmamalıdır.” sonucunun temel varsayımı hatalı. Evet, “sol cenah” olarak bilinen veya kendini öncelikle siyasi ideolojilerle tanımlayan kişilerde bu perspektif öncelikli ve baskın olabilir. Fakat hele ki siyasetten ve siyasi tartışmalardan birçoklarının bıktığı ve bir çıkış arandığı şu günlerde, birçok insan için bu varsayım hiç doğru değil! Bu kişiler için bilimsel kimlikler, hele ki bu kadar ön planda olan isimlerde, siyasi kimliklerden önce geliyor. Bu durum, Evrim Ağacı’nı takip eden ve genel olarak bilimsever kitlenin büyük çoğunluğu için doğrudur diye tahmin ediyorum (bir anketle doğrulayabilir veya yanlışlayabiliriz elbette). Yani bu kişiler, siyasi açıdan en saçma şeyleri söyleyen birini bile, eğer ki bilimsel kimliği yeterince oturmuş ise sineye çekebilmekte ve değer vermektedir. Bu kötü bir şey mi, iyi bir şey mi tartışılır. Bence iki tarafı da bulunuyor işin…

Ama ne olursa olsun, bu tip bir “bilim kimliği, siyasi kimlikten önemlidir” algısını bireyler olarak kabul etmesek bile, en azından “Evrim Ağacı” olarak davranırken görmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü aksi takdirde, kaçınılmaz bir şekilde siyaseti bilim önüne geçirmiş oluyoruz. Bunun “sansür” ve “ideoloji” gibi kavramları ön plana çıkarıyor olması, bilimsel aydınlanma anlamında kaş yaparken göz çıkarmamıza, daha kötü sonuçların doğmasına neden olabilir. En azından ben oturup düşündüğümde bu sonuca varıyorum.

Fakat Şengör’ü ağırlamayı prensiplerden tamamen kopma olarak da görmemek lazım. Öyle bir şey anca Celal Şengör’ü yayına çıkarıp sol-sağ kavgası yapsaydım olurdu (İlkelerimiz’deki 2. ilke ile çelişirdi). Tam tersine, bunu bir fırsat olarak görmek mümkün… Bunun için 3 temel neden sunacağım:

Örneğin Celal Şengör’e, doğrudan 1 numaralı eleştirideki noktaları ele alan, ancak spesifiklere girmeden, çok ama çok önemli olduğunu düşündüğüm bir soru hazırladım. Buna vereceği cevabı, sizlerin Celal Şengör’ü nasıl değerlendirdiğinizi değiştirebilir (daha da kötü veya daha iyi bir yönde olabilir; illa sevdirecek ya da seviyorsanız sevmekten cayıracak bir soru değil). Yani bana gelen eleştirilerin öznesi olan öfke ve hayal kırıklığına dair ortak endişemizi kendisine aktarmaya çalışacağım (elbette ana konumuz o olamaz; ancak değinmek için elimden geleni ardıma koymayacağım).

İkincisi, söz konusu TV ve radyo yayınlarında Celal Şengör’ü ağırlayan insanlar ya konsept gereği, ya kendi ideolojileri gereği, ya da kalitesizliklerinden ötürü (kimi zaman bunların bir karışımı dolayısıyla) sürekli aynı çerçevede döndürüyor konuyu. Bu nedenle Şengör’ün ağız tadıyla bilim anlattığı yayınların sayısı da inanılmaz azaldı. Ben birazcık işe denge getirmek ve işi akademik/popüler bilim düzlemine çekmek istiyorum. Celal Şengör ideolojik ayıplarına tamamen kayıp olup gitmeden önce, belki de son zamanlarda nadiren olan bir şeyi yapıp, gerçekten bilim konuşalım istiyorum. Bakarsınız Russel Wallace gibi, akademik anlamda her şeye sahip olabilecekken, hayallere kapılıp kayıp gitmiş bir bilim insanının arkada bıraktığı önemli bilimsel kayıtlardan biri olur, kim bilir?

Son olarak, üçüncüsü, Celal Şengör bizi daha önceden son dakikada satmaya çalışmıştı (evet, bu Şengör ile yapacağım 2. “önemli” iş), bunun tekrar yaşanmayacağının bir garantisi yok. Belki de boşa dil döktük; ancak en azından perspektiflerin tartışılması ve daha iyi bir perspektife ulaşabilmek adına fırsat oldu bu, ola ki gene satacak olursa bizi Şengör.

Şengör ile olacak yayının tanıtım videosunda da dediğim gibi: Herkesi eşit derecede tatmin etmem imkansız. Ancak en büyük çoğunluğa, en büyük faydayı sağlamaya çalışabilirim. Bu, kimi zaman kendi, ŞAHSİ ideallerim, ideolojilerim ve prensiplerinden kimi zaman satma değil ama sapma anlamına gelecek olsa bile. Kâr-zarar dengesini kendimce yaptığım zaman, faydalar ağır basıyor. Bu nedenle eleştirilerinize belki hiçbir zaman cevap veremeyeceğim, çünkü size katılıyorum; ancak bu eleştirilere *rağmen* yayının neden yapılması gerektiğini aktarmak istedim.

Eğer bu anlattıklarım eleştiri sahipleri için yeterli değilse, ki olmayacağına neredeyse eminim, aflarına sığınıyorum. Hep dediğim gibi, bu tip gönüllülük işlerinde biraz da “Olduğu kadar…” demeyi bilmek gerekiyor.

Bu konuya son birkaç günde kafa yorum, fikirlerini aktaran herkese teşekkürler.

Sevgiler.

Advertisements