Volkan Demirel, Soma Madencileri ve Gelir Eşitsizliği Üzerine…

26 Mayıs 2016’da sosyal medyayı dolduran paylaşımlardan birisi şu ve türevleriydi:

13239906_654749314665842_4243892083409717231_n

 

Gelir dağılımı düzgün yapılmadığında, bu tür şeylere muhtaç kalıyor insanlar işte… Bu korkunç gerçeğin karşısında, bu tür “ince” davranışlar sergileyen “zenginleri” görmek sevindirici… Yaptığının inceliğine ve isabetliliğine hiçbir lafım yok. Burada hiç “futbol takımı” tartışmasına girmeyeceğim bile. Hayatta en nefret ettiğim şeylerden birisidir. Zaten takımların falan da konumuzla alakası yok. Bunu yapan Koç ailesi ya da bir sanatçı da olsaydı, aynı şeyleri yazardım. Genel konuşup, daha önemli bir gerçeği göstereceğim:

Birinin görevi üzerine gelen bir topu yakalayarak bir kutunun içerisine girmesini önlemek. Amaç? %1-2 düzeyinde “spor yapmak”, %98-99 oranında bu faaliyeti izleyenleri eğlendirmek, heyecanlandırmak, korkutmak, vs. Aldığı maaş? HİÇBİR BONUS, PRİM, VS. SAYILMAKSIZIN YILLIK 8.2 MİLYON TÜRK LİRASI (kaynak).

Diğerinin görevi yerin 800 metre altında, hiçbir iş güvencesi olmadan inmek, kömür çıkarmak, hayatını tehlikeye atmak. Hatta “fıtratı ölmek”. Amaç? Kendisi gibi fakir halkın ısınması için ürün üretmek… Aldığı maaş? Eğer ki gerçekten şanslıysa yılda 19.200 TÜRK LİRASI (kaynak ve kaynak). Şanslı değilse, kiminin 10.000 TL, kiminin biraz daha fazla (kaynak ve kaynak)…

Bu maaşın da garantisi yok… Aynı gün içerisinde gelen şu habere bir bakın:

“Zonguldak’ta ücret alamadıkları için 85 işçinin geçen hafta başlattığı ocaktan çıkmama ve açlık grevi 7’nci günde de sürdürüldü. Polisin barikat kurduğu maden ocağı önünde bir madenci yakının isyanı kameralara yansıdı. Madenci yakını, “Yazıklar olsun valisine de kaymakamına da bütün milletvekillerine de.O milletvekilleri zehir zıkkım yesinler inşallah.” dedi.”

“Ücret alamadıkları için”… Şaka gibi!

Kıyaslama yapabilmeniz adına, 2016 yılı itibariyle pratisyen hekimlerin ORTALAMA maaşı YILLIK 42.200 TL, öğretmenlerin 34.800 TL, avukatın 54.000 TL, profesörün 74.400 TL, vaizin 34.500 TL (çeşitli kaynaklardan ama burada bir derleme var). Tabii bunlar içerisinde ek gelirler yok ama yine de fikir verecektir.

Eğer ki gelir dağılımını emeğe, riske, çabaya, topluma katılan değere göre değil de; insanların şahsi isteklerine, eğlenceye, hırsa göre dağıtacak olursanız, bizler için canlarını feda edenlerin, işi top toplamak olan insanların ağızlarının içine bakması çok normal.

Dolayısıyla Volkan Demirel’i diğer sporcuların birçoğunun yapamadığını yaptığı için tebrik ediyorum etmesine ama, hiçbiriyle gurur falan duymuyorum. Kendi suçları değil elbet, sistemin suçu, dolayısıyla biz halkın suçu… Ama biz sitem etmedikçe, sonrasında isyan etmedikçe, bu devran böyle dönmeye devam edecek.

 

Ne Yapacağız, Düzene İsyan Mı Edeceğiz?

Evet, yapmamız gereken özünde bu. Ama bu öyle dendiği kadar kolay bir iş değil, hepimiz farkındayız. Bu nedenle bilinçlendirme, eğitim, duyarlılık, farkındalık, okuma, okutma gibi faaliyetler çok önemli. Yerel örgütlenme, siyasi aktivizm çok önemli. İnsanlar bu terimlerin altlarını çok boşalttılar. Halbuki çok önemli faaliyetler bunlar ve bunun gibiler… Unutmamak gerekiyor ki sistemi inşa edenler bizleriz, değiştirecekler de yine bizleriz.

Facebook’ta izlenen her kedi videosuna karşılık 1 tane siyasi veya bilimsel eğitim paragrafı (illa bir şeyleri eleştiren tipte siyasi bilgi de olmak zorunda değil) okunacak olsa, insanlık bambaşka yerlere gidebilirdi mesela.

İnsanlığın tüm bilgileri parmaklarımızın ucunda ama biz bunu çoğunlukla “geyiğine” kullanıyoruz. Geyikte sorun yok, herkes stres atabilmeli elbette; ancak bu teknolojinin, bilimin, internetin gücünü boşa harcamak insanlık olarak yaptığımız en büyük hata günümüzde.

 

Gelir Dağılımını Düzenlemek Saçmalıktır! En Doğru Sistem Liberalizmdir! Bırakınız Yapsınlar!

Bu, akıl almaz ve hiçbir geçerliliği olmayan bir argümandır. Fakat konunun sadece liberalizm ile alakası yok, “insan olmak” ile alakası var. Halka ve insanlığa karşı hiçbir ahlaki sorumluluğu olmayan şirketlerin o coğrafi bölgenin insanlarına, en azından belli bir miktar ahlaki sorumluluğu olan devletlerden daha iyi hizmet edebileceğine inanç beslemek, henüz insani karakter konusunda tam olarak gelişmemiş, kapitalizmin gösterdiği şekerlere kananlara özgü bir durum. Kendimden ve kendi geçmişimden biliyorum…

Tabii ki gözü kapalı bir şekilde devletlerin iyi olmasını beklemek de angutluk, kastettiğim o değil, baştan belirteyim. İnsanların demokratik ve siyasi faaliyet göstermediği topraklarda devletin şirketten hiçbir farkı kalmıyor. E o yüzden de zaten 3. dünya ülkelerinin alayı yozlaşmış. Sanıyor musunuz ki bu insanlara kapitalizm gelince daha iyileşiyor durumlar?

Ben kapitalizmi Çin malı ürünlere benzetiyorum. Müthiş vaatlerle ucuza satış yapıp kanına giriyorlar, 1-2 ay harika çalışıyor mest oluyorsun, sonra nanay.

Hele hele 3. dünya ülkelerinde yaşayanların kapitalizmin gözünün içine bakıp onu beğenmesi akıl alacak iş değil. Sanıyorlar ki kapitalist düzen insan standartlarını daha iyiye çekiyor ya da sosyalizm daha kötüye götürüyor. İnsanlar kendi kaderlerine karar veriyorlar ve sistemin çarkları bu gidişata göre kendini konumlandırıyor. Kapitalizmin de, sosyalizmin de çalışıp çalışmaması “insan” faktöründe bitiyor. Nordik sosyalizmi tıkır tıkır çalışırken, kapitalizm ile mücadeleye girmeye çalışan her sosyalizm çökmeye muhtaç oluyor. Lakin kapitalist ülkelerin de hepsi o “Çin malının ilk 2-3 ayını” yaşadıktan sonra ya çöküyor, ya insanların gözü açıldıkça daha sosyalist bir temele kayıyorlar. ABD gibi bir kapitalizm devinde bile olan bu.

Çok uzun analiz gerekiyor tabii bunları bir araya getirmek için fikirsel olarak. Ancak durup da “İnsanları refaha erdirecek olan şey ‘bırakınız yapsınlar’ mantığıdır.” diyen birinin ekonomi-politikten yeterince anlıyor olması mümkün değil bence.

 

Sormamız Gereken Bir Soru…

İnsanlığın kendilerini ekonomi-politik çizgisinde doğru konumlandırması için kendilerine sorabilecekleri basit bir soru var: “Eğer ki insanlığın ekonomi-politik sistemini sıfırdan yaratmak size bırakılacak olursa, savunduğunuz liberalizmi tekrar edecek şekilde mi inşa ederdiniz?”

Çoğu insanın liberalizm gibi saçma sapan sistemlere bağlanmasının nedeni, sistemin değiştirilemesinin gerçekten çok ama çok zor olması, çok yoğun bir organizasyon ve örgütlenme bilinci gerektiriyor olması. Başıboş bırakılan sistemler ister istemez liberalizm-benzeri yapılara evrimleşiyorlar zaten, insanlar bencil, hırsız, arsız, umursamaz, vurdumduymaz ve aşağılık olduğu için. Liberalizm en kolayı, herkes liberal sistemi hayal edebilir. Aslolan insana yakışır bir sistem geliştirebilmekte… Yukarıdaki soru sorulan çok az kişi, eğer ki koca bir hırbo olduğunu kabul etmeye hazır değilse, liberalizm-benzeri bir sistemi istediği yanıtını verecektir.

Bir kere “arzulananın” ne olduğunu tespit ettikten sonra, o ideale ulaşmak için çabalamak çok daha etkili ve kolay oluyor. Ama arzulananın ne olduğunu tespit etmeyince, sosyalizm gibi insancıl sistemlerin “uygulanamaz” ve “saçma” gelmesi çok normal. Ne olduklarını bile bilmiyor ki insanlar, dandik dandik “tarihi denemeler ve başarısız örneklerden” öte bilgileri yok konu hakkında.

 

Sen Sosyal Demokrat Mısın?

Sosyal demokrat değil, hayır. Demokratik sosyalist.

Sosyal demokrasi, kapitalizmin var olması gerektiğini düşünen, sisteme biat eden ama “Hani bari arkadan girmesin, daha düzgün şeyapsın, biraz daha demokratik fakir olalım.” diyen insanların sistemi. Oy atalım ama kapitalist kalalım mantığı ile yetinenlerin, genellikle “eğitimli apolitiklerin” sistemi. Muhtemelen bir zamanlar ben de bunlardandım.

Demokratik sosyalizm, kapitalizmin devam etmemesi gerektiğini, vahşi kapitalizmin en büyük sorun olduğunu ve sistemin değişmesi gerektiğini kabul eden, ancak bunun demokratik yollarla ve kademeli bir şekilde, sıçramalara başvurmaksızın yapılması gerektiğini savunanlar.

Tabii başka metodolojik ve felsefi farklar da var ikisi arasında ama iki kelimenin yer değiştirmesi, çok şeyi değiştiriyor.

Bu konularda çok okumayanlar önce sosyal demokrat oluyorlar, sonra birazcık okuyunca bir liberteryen geçişi oluyor genelde. En nihayetinde eğer ki kolay olan liberalizmi değil de, insan kalmayı ve insanlık için mücadeleyi seçerlerse sosyalizm skalası üzerinde bir yerlerde buluyorlar kendilerini. Benim gözlediğim bu.

 

İnsanlık, Sosyalizmi Kaldırabilir Mi? İnsan İnsanın Kurdudur Derler… Kapitalizm İnsan Doğasının Kaçınılmaz Bir Sonucu… Mu?

İnsanların kendi içerisindeki kapitalizmi yaratan vahşiliği, hırsı, alçaklığı yenmesine gerek yok. Toplum, insanın dengeleyeni olacak. Ancak toplum önderlerinin aydın, ilerici, sorumluluk bilinci sahibi olması gerekiyor. Dolayısıyla insan insanın kurdudur lafı ne kadar geçerli bilmiyorum ama, düzgün inşa edilmiş bir sistemde o kurdun kafasını kesiverirler, çünkü toplum bilinci, bireysel hırsları köreltir.

İkincisi de, “İnsan böyledir, dolayısıyla koy götüne.”, tam da o sözünü ettiğim aşağılık insandan beklenecek bir tutum. Bu nedenle dinleri yaratmadık mı, gerçekle yüzleşmek, zor olanı seçmek zor geldiği için? Kapitalizm de bundan farksız. İnsanlar farkında değiller; ancak nasıl ki günümüzde dinden uzaklaşılmasına neden olan bir aydınlanma yaşanıyor, kapitalizmden uzaklaşmamızı sağlayacak uyanış da bence çok uzakta değil. Zor tabii, kolay değil. İzah ettiğim gibi, kapitalizme sığınıvermek en kolayı. Ama bu iş böyle yürümez.

 

Bunların Çözülmesi İçin Paranın Ortadan Kaldırılması Gerek…

Paranın ortadan kalkması en son olacak şeylerden birisi, ilk başta olacak bir şey değil maalesef. İnsanların bir toplum olarak o algı seviyesine ulaşması için daha çok yol var.

 

 

Advertisements

One thought on “Volkan Demirel, Soma Madencileri ve Gelir Eşitsizliği Üzerine…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s