Bugüne Kadarki En Büyük Hata ve Pişmanlığım

house-of-cards-netflix
Hah, ben de sizi bekliyordum. 😉

 

İnsanlar bazen soruyorlar (bir ara Ask.fm’de yazarken de gelmişti ama üzerinde çok düşünmediğim için cevap vermemiştim): Bugüne kadar yaptığın en büyük hata veya pişmanlık nedir? Bu yazıda, onu açıklamak istiyorum.

Belli bir aksiyon yok bu şekilde hata yaptığım. Ne bileyim, bir kazaya karışmak, hile hurda, vs. Benim 26 senelik yaşantımdaki en büyük hata ve pişmanlık, bir mentalite hatasından kaynaklanıyor: Siyasi (politik) konulara daha erken yaşta kafa yormaya başlamamış olmak ve bunu hayatımın önemli bir parçası haline ancak 22-23 yaşından sonra getirmiş olmak.

“Aman politikaya bulaşma.” şiarıyla büyüyen bir neslin çocukları olarak bu itirafa şaşırabilirsiniz. Belki de siz, kendiniz için yarattığınız “konfor baloncuğu” içerisinde, apolitik yaşantınızın en doğru yaşam biçimi olduğuna çoktan ikna olmuş insanlardan birisiniz. Eğer öyleyseniz, sizin adınıza çok üzgünüm. Çünkü tarihin gördüğü en büyük ikinci yalana, benim de uzun yıllar kandığım gibi kanmışsınız: “Siyaset önemsizdir, hayatta çok daha önemli şeyler vardır, siyasi konulara kafa yormak ve bu alanda araştırmak, çalışmak, münazara etmek boş iştir.” 

Çevremin büyük çoğunluğunun bilimle ilgilenen insanlar olmasından kaynaklı olarak, belki de bu pişmanlık itirafımı ona göre şekillendirmeliyim. Şunu mutlaka duymuşsunuzdur: “Bilim, siyasetin ötesindendir. Bilim ve siyaset birbirine karıştırılmamalıdır. Bilim, siyasetten önce gelmelidir.”

Evrim Ağacı’nı bilirsiniz, en büyük gururlarım arasında yer alır, çocuğum gibidir. Evrim Ağacı’nı “Evrim Ağacı” yapan İlkelerimiz‘in ikinci maddesi Evrim Ağacı’nı siyasetten tamamen soyutlamayı hedefler:

“Evrim Ağacı, hiçbir sol, merkez, sağ ideolojiyi ve/veya siyasi görüşü ve bunların arasında ve haricinde kalan herhangi bir siyasi düşünceyi savunmamakta, desteklememekte ve reklamını yapmamaktadır. Evrim Ağacı, yalnızca bilimsel konularda, tarafsız ve bilimsel kaynaklara dayalı bilgileri sunmakta, kimsenin şahsi görüşlerini bilgilerine karıştırmamakta ve karışmasına müsade etmemektedir. Bunun en temel sebebi, Evrim Ağacı bünyesindeki gönüllülerin şahsi siyasi görüşlerinin birbirinden farklı olması ve Evrim Ağacı’nın hiçbir siyasi ideolojiye ait olmamasıdır. Daha da önemlisi, Evrim Ağacı’nın kuruluş amacının siyasi içerikli olmaması, gönüllülerinin bu konularda uzmanlardan oluşmuyor olmasıdır. Bilimsel duruşumuz, olay ve olgular hakkındaki yargıların ancak konunun uzmanları tarafından verilmesi gerektiğini bize dikte etmektedir. Bu sebeple biz sadece olayların ve olguların bilimsel boyutlarına bakmaktayız. Bilimsel gerçeklerden çıkarılacak dersler ve anlaşılacaklar, şahısların kendilerine kalmıştır. Evrim Ağacı hiçbir konuda, kimseyi, herhangi bir siyasi görüşü kabul ettirmeye veya reddettirmeye çalışmaz. Evrim Ağacı dahilinde hiçbir siyasi ideolojinin açık veya gizli biçimde propagandası yapılamaz ve siteyi bu amaçla kullananlar uyarılmaksızın engellenirler. Bunu, “şahsi ideolojilerden bağımsızlık ilkesi” olarak görür.”

Merak etmeyin. Bu yazı, Evrim Ağacı’nın bu maddeyi kaldıracağının ya da siyasi çalışmalara atılacağının bir ilanı değil. Çünkü ben halen, tüm kalbimle, Evrim Ağacı’nın siyasetten elinden geldiğince bağımsız kalması gerektiğini düşünüyorum. Bunun da basit bir sebebi var: Evrim Ağacı zaten muazzam zamanlar harcamamı gerektiren, akıl almaz büyüklükte, karmaşıklıkta ve zorlukta bir iş. Dahası, Evrim Ağacı çok özel bir nişi işgal ettiği için ve evrim gibi fazlasıyla bölücü bir konuda başı çektiği için, siyaset gibi daha da bölücü bir konuda ipi göğüslemesi boş ve gereksiz bir çaba olacaktır.

Ancak… Ve bu, çok önemli bir ancak… Bu demek değildir ki Evrim Ağacı’nın ben de dahil olmak üzere her bir bileşeni siyasetten anlamamalıdır, ona kafa yormamalıdır, siyaseti bir “bilim” olarak ele alarak analiz etmeye çalışmamalıdır. Tam tersine, bilimle uğraşan her insan, siyasetten ortalama bir insanın çok ötesinde anlamalıdır! Zira eğer ki bilim insanları, “insan”ı anlayan, “Evren”in sırlarını çözen müthiş beyinlerse, bu kişilerin “insan sistemlerinin çalışma biçiminden” anlamaması cehalet değildir de nedir?

Ülkemizden de çıkmış bazı bilim insanlarının, şu tür şeyler söylediğini duyarsınız:

“Bilim, politika ötesi bir şeydir, ondan çok daha üstündür.”

“Gözünüzü seveyim politikayla uğraşmayın, onu yapanlar var; çok çalışın.”

Açıkçası bu kulağa hoş bir aforizma gibi geliyorsa ve istenen bu olsa da, modern toplum düzeninde yaşayan insan grupları için siyasetten üstün ve güçlü hiçbir uğraş yok maalesef. Zira üreteceğin bir ürünün halka nasıl etki edeceği ceket ve kravatlı adamların iki dudağının arasındaysa, bu sürece dahil olmak zorundasın. Atıp tutmak kolay “Siyasete karışmayın.” diyerek. Ne yazık ki yok öyle bir dünya… Sen şahsi olarak karışmayabilirsin; hatta başkalarına karışmamasını öğütleyebilirsin de… Sana bu özgürlüğü veren siyasettir. Ancak herkesin siyasetten uzak durması gerektiğini düşünmek abesle iştigaldir ve saçmalıktır.

Hepsinden önemlisi, şu sorulmalıdır: İnsan hayatını ve toplumsal yapıyı böylesine yakından ilgilendiren ve bizzat şekillendiren bir uğraşa bilim insanları dahil olmayacak da, kim dahil olacak? Fark etmemiz gereken, yüzümüze her seferinde tokat gibi çarpması gereken gerçek şudur: Eğer ki siz siyasetle uğraşmazsanız, sizden nefret eden birileri uğraşacaktır. Ve size hayatı zindan etmek için elinden geleni ardına koymayacaktır. Bu sizin için problem değilse, buyrun o konfor baloncuklarınızda yaşamayı sürdürün. Siyasetle uğraşan insanlar, elinizden o özgürlüğü de alana kadar…

Neil deGrasse Tyson, ABD Kongresi’ni ve Senato’yu şu sözlerle eleştirmektedir:

“Senatörler ve kongre üyelerinin meslekleri nelerdir? Hukuk, hukuk, hukuk, hukuk, iş adamı, hukuk, hukuk, hukuk… Bilim insanları nerede? Mühendisler nerede? Yaşamın… Geri kalanı nerede?”

İşte bunun önemini anlamam ne yazık ki kendimden beklediğimden çok daha uzun bir zaman aldı. Bunun için pişmanım ve üzgünüm. Son 3-4 senedir, 23 senede bu konuda kaybettiğim zamanı geri kazanmak için, işlerim müsaade ettiğince, elimden geleni ardıma koymuyorum. Her gün siyaset haberlerini okuyorum, edX’ten dersler alıyorum, internette makaleler okuyorum, tanıdığım ve bu işi bilen insanlarla yüzyüze tartışmaya çalışıyorum. Bu konuda istediğim noktaya gelmem belki yıllar alacak; ancak bu açlığı bastırma dürtüsü, mental zenginliğe önem veren herkes için anlaşılır olmalıdır.

Siyaset, sandığınız gibi Türk-Kürt, AKP-CHP, o-bu ayrımında “taraf” olmaktan ibaret değildir. Siyaset, gözü kapalı bir şekilde “Kahrolsun emperyalist Amerika!” demek değildir. Siyaset, “bulaşılması” kötü olan bir şey değildir. Siyaset, ananızdan babanızdan öğrendiklerinizi papağan gibi tekrar etmek değildir. Siyaset, sosyal medyada tarafınızı haykırmaktan ibaret değildir.

Siyaset, sadece Türkiye ile bile sınırlı değildir! Nijerya’yı açın okuyun, Boko Haram’ın etkilerini inceleyin. Brezilya’da hükümetin devrilmesinin nedenlerini inceleyin. Nazi Almanyası’nın Rusya karşısında kaybetme nedeninin soğuk havalardan ibaret olmadığını anlayın ve tarih derslerinin ne kadar hatalı ve sıkıcı olduğunu fark ederek hocalarınıza sövün. Tüm bu tarihi olayların, günümüzde ne tip yankıları ve paralellikleri olduğu üzerine kafa yorun.

Ülke siyaseti ilginizi çekmiyor mu? Politikaya dahil olun. Siyaset ve politika özünde farksız gibi gözükse de, özünde “politika”, “policy üretme işi”dir. Mesela bilim insanları üzerindeki baskıların siyasi taraflarını inceleyin. TÜBA’nın bitme ve TÜBİTAK’ın bitirilme noktasına gelişindeki süreçleri okuyun. “AKP işte abi!”den fazla diyebileceğiniz bir şeyler olsun. Bilimse aşkınız, bilimi nasıl daha özgür, daha etkili, daha işlevsel hale getirebileceğimiz üzerine düşünün ve düşünmekle kalmayın, bu yönde adımlar atın. Zira siz bunlara kafa yorup aksiyona geçmezseniz, hiçbir yerde hiçbir şey değişmeyecek.

Bu da mı açmadı? Açlık üzerine kafa yorun. Kadın hakları ve şu anki durumu üzerine çalışmalar yapın. Azınlıkların tarihini okuyun ve siyaset dünyasındaki yerlerini anlamaya çalışın. Dediğim gibi, tüm bunları yaparken, harekete geçmeyi de unutmayın!

Siyasete şöyle bakmaya çalışın: Siyaset, bu tarafların düşünme ve davranma biçimlerini anlama sürecidir. Bu süreç içerisinde tarih vardır, strateji vardır, psikoloji vardır, ekonomi vardır, sosyoloji vardır. Siyasete bilimsel mânada giriş yaparak, bu bilim dallarının da daha önceden hiç keşfetmediğiniz taraflarına bir giriş yapmış olursunuz. Aslına bakarsanız siyaset bilimi, benim küçüklüğümden beri hayranı olduğum hayvan davranışları biliminden (etoloji) neredeyse farksızdır. İnsanı bir “canlı varlık” olarak görüp, onun inşa ettiği sistemlerin dinamiklerini, yapısını, işleyişini, eksiklerini, fazlalarını, hatalarını, doğrularını anlamaya çalışmak, gerçekten müthiş keyifli ve aydınlatıcı bir uğraştır. Bundan kendinizi mahrum etmeyin.

Dolayısıyla, bilimle çok erken yaşta tanışmış, hayatının yarısından fazlasını aralıksız olarak bilime kafa yorarak geçirmiş biri olarak, size siyasetle ilgili şu tavsiyeleri verebilirim:

Gözünüzü seveyim siyasete karışın. Siyasete karışmakta hiçbir hata yok. Ancak siyasete karışmaktan anladığınız tek şey, taraf tutan bir gazetenin içeriklerine gömülüp, kör cahil bir şekilde taraf tutmak olmasın. Siyasetten anladığınız şey, sistem nasıl yürüyor, hataları neler, düzeltmek için neler yapmak gerekiyor, karşıt görüş ne tür fikirlere sahip ve neden bu şekilde düşünüyorlar ve daha nice kışkırtıcı ve ilginç soruya cevap aramak olsun. Siyaseti bir bilimsel uğraş olarak görmenin hiç de zor olmadığını anlayın. Siyasetin, sizin “siz” olmanızda ne kadar büyük bir role sahip olduğunu ve bu rolün kontrolünü başkalarına vermeye ne kadar istekli olduğunuz konusunda kafa yorun. 

Bu son noktayı hakkını vererek anladığınızda, zaten siyaset bilimine ilk adımlarınızı atacağınıza eminim.

Her ne iş yapıyorsanız, onu hakkıyla yapın. Yaptığınız işlerin sınırlarını çekmekten korkmayın (Evrim Ağacı’nı siyasetten olabildiğince ayırmak gibi). Ancak bir “birey” olarak siyasetten anlamama, siyasete kafa yormama, siyasetin aktif bir parçası olmama gibi akıl almaz hatalara düşmeyin.

Unutmayın:

Hatanın neresinden dönülse kârdır. 

Daha söylemek istediğim çok şey var bu konuda ama uzatmayayım. Belki bir başka yazıya… Ancak bunları bir düşünün: Oturduğumuz yerden laflar üretmek çok kolay; ancak örgütlenmek, öğrenmek, öğretmek ve harekete geçmek çok zor.

Siz, zor olanı seçin.

Not: Bu bonus video, tüm sevenlere gelsin… Mehmet Ali Döke aracılığıyla:

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s