Amerikalılar Öyle Aptaldır Ki, Kahvelerinin Üzerinde Bile “Dikkat Sıcaktır” Yazar!

Kendisinden kıyaslanamayacak kadar ileride olanlarla alay ettiğinde, belki bir nebze olsun onlara yaklaşabileceğini umanların şiarıdır başlıkta yazanlar. Amerika halkı ve zeka ile ilgili bir konu başlasın, mutlaka; ama MUTLAKA grup içerisinden biri, boğazını temizler, buğulu bir şekilde ufuklara gözlerini diker, dudağının kenarında hafif bir gülümseme, göğsü dik bir şekilde şu sözleri söyler: “Amerikalılar tam salak yav. Kadının bir tanesi bir gün kahve almış, salak sıcak olduğunu düşünmeden tutunca eli yanmış, dava açmış, milyon dolar kazanmış. O gün bugündür de kahvelerinin üzerinde ‘Dikkat sıcaktır!’ yazar. Keh keh keh, kahve bu, tabii sıcak olacak, bre gerizekalı. Böyle salak işte bu Amerikalılar.”

Değil güzel kardeşim. Ancak aynı şeyi senin için diyemeyeceğim. Zira o dediğin öyle yaşanmadı. Sıcak bir cismin üzerinde “Dikkat sıcaktır.” yazmasından daha doğal bir şey olamayacağı konusuna girmiyorum bile. Yazılmayan yerler anormal, yazılan yerler değil güzel kardeşim. Ama öyle alışmışız ki insan gibi muamele görmemeye, “insan önce” diyen kültürler tabii bize tuhaf geliyor. Ama zaten o hikaye de öyle yaşanmadı, sıcaktan söz konusu şahsın eli öylesine yanmadı.

Şimdi hikayeyi anlatmadan önce, buradan o kişiyi ve yanıklarını görebilirsin güzel kardeşim. Ama uyarıyorum! Fotoğraf iğrençtir sevgili kardeşim. Amerikalı da olsa, insandır o güzel kardeşim ve öyle senin ağzında sakız, saçında jöle, sırtında deri ceket Starbucks’a girip halkın ötesine geçtiğini sandığın yerlerde Caffe de Latte’ni yudumlarken aklına gelen “salak Amerikalılar” imajını biraz değiştirebilir bu fotoğraf kardeşim. Uyarmadı deme.

Baktın mı? Eli yanmış mı sence güzel kardeşim. “Ay off, canım yandı”lık bir durum mu bu sevgili kardeşim? Değil, de mi? Demek ki neymiş? Bilmeden atıp tutmayacakmışsın sevgili kardeşim. Gel ben sana doğrusunu anlatayım da, rezil olma sağda solda Starbucks’larda falan:

Bu gördüğün Stella Liebeck. Daha doğrusu onun bacakları. Üzerine dökülen kahveyle yanmış değil, adeta kavrulmuş olan bacakları. Zaten o dediğin hikaye de Starbucks’ta geçmiyor, McDonald’s’ta geçiyor. Şubat 1992’de New Mexico eyaletinin Alberquerque kentindeki bir McDonalds’tan kahve alan torununun şoför yanındaki yolcu koltuğunda oturuyor Liebeck. O zamanlar 79 yaşında… Toruna kahve köpük bardakta (styrofoam) veriliyor. Kahvesini “arabaya servis” (drive through) kısmından alıyor. Kahveyi aldıktan sonra arabayı azıcık ileri götürdüğünde, krema ve şekeri unuttuğunu hatırlıyor torun. Torunu kahveyi tutması için Liebeck’e veriyor. Liebeck de, iyi bir nene olarak torununa yardım etmek için kahvenin kapağını açmak istiyor. Ki torunu kremasını şekerini içine atıversin. Kapağı açtığı anda kahve üzerine boşalıyor.

Kahve sadece sıcak değil, kaynar sıcak! Sadece bacaklarına doğrudan nüfuz etmekle kalmıyor, kıyafetlerini de o kavurucu sıcaklıktaki sıvıya buladığı için, pantolonunun kendisi de bacaklarını yakmaya devam ediyor. Hastaneye götürülen Liebeck’te 3. derece yanıklar (tüm deri katmanlarının yandığı yanık türü) tespit ediliyor. Vücudunun %6’sında 3. derece yanık oluşuyor. 8 gün boyunca hastanede kalıyor, deri transferi yapılıyor. Tüm masraflar dönemin parasıyla 20.000 dolar tutuyor. Liebeck ve ailesi parayı McDonald’s’tan talep ediyor. Firma, reddediyor.

Olay sırasında yapılan araştırmada, McDonald’s’ın 1982-1992 yılları arasında 700’den fazla kahve yanığı vakasına neden olduğu tespit ediliyor. Her biri de, firma tarafından biliniyor. Bazıları, Liebeck’inki gibi 3. derece yanıklar!

McDonald’s (ki bu zamanlar başında firmaya adını veren McDonald var), kahvelerini 85 derecede pişirip satıyor. Diğer kahve satan firmalar arasında standart 58 derece civarı… Arada devasa bir fark var; ancak McDondald’s bu yüksek sıcaklığın sonuçları üzerine hiç kafa yormadığını kabul ediyor. Mahkemede kalite menajeri bu sıcaklığın yanıklara neden olabileceğini bildiklerini itiraf ediyor; ancak buna rağmen sıcaklığı düşürmeyi planlamadıklarını da söylüyor.

Jüri, firmayı 160.000 dolar hastane masrafı, 2.7 milyon dolar tazminat ödemeye mahkum ediyor. Yargıç toplam cezayı 640.000 dolara çekiyor.

İşte o gün bugündür, birçok diğer firmayla birlikte McDonald’s da, kahveleri üzerine uyarı koyuyor. Koyuyor ki, bir vaka olduğunda “E biz uyarmıştık.” diyebilsin.

Tanıştırayım: bu, hukuk devletidir kardeşim. Hukukun üstünlüğü, insanların haklarını arayabilmesi, firmaların bu tür konularda kendilerini hukuki olarak güvenceye alma mücadelesi, bunun bir ürünüdür. Belki dalgınlıkla aceleye getirecekken, “Dikkat, bu kabın içerisindeki sıvı çok sıcaktır!” yazısı seni titretip kendine getirebilir ve büyük bir hatadan dönmeni sağlayabilir. Fena mı? Yazmasa da, aha böyle yansan daha mı iyi?

Amerika birçok konuda kötüdür, tamam, onları da biliyoruz, anlatıyoruz. Ancak bu tür şeylerle vurmaya çalışırsan, komik duruma düşersin kardeşim. Bence biraz susmak ve neler kapabiliriz diye bakmak lazım.

Benden söylemesi…

Not: Konunu enine boyuna ele alan “Hot Coffee” belgeselinin İngilizce tanıtım filmini aşağıdan izleyebilirsiniz:

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s