Rasyonel Bir Cinayet Tanığının Psikolojisi

1 Şubat 2015’te, bundan tam 7 gün önce, alt komşumda benim de işitsel olarak tanık olduğum bir cinayet işlendi.

29 yaşındaki bir baba, 4 yaşındaki kızını, olay yerine gelen polislerin psikolojik yardım almasını gerektirecek kadar vahşi bir şekilde öldürdü.

Ve bu, beni hiç beklemediğim bir şekilde etkilemedi ve hiç beklemediğim bir şekilde etkiledi.

Geleceğe not düşmek bakımından, anlatmak istedim.

Komşularımı tanımam. Ben işime bakarım. Laboratuvarıma gider gelirim. Evim, daha ziyade bir otel odası ve kütüphane karışımı gibidir. Gelir, biraz okur, biraz çalışır, yatar, tekrar laba giderim.

O gün, akşam 6:25 sularında labdan çıkıp eve geldim. Genelde ben, otoparkta park eden son arabayımdır. Evim, apartman kompleksinin en ucunda olduğu için, insanlar genelde benim öte tarafıma (sağ tarafa) park ederler. Bu tarafımda (sol tarafımda) pek park eden olmaz. O gün vardı. Bagajı açık bırakılmış siyah bir araba. Hatırladığım kadarıyla içerisinde yalnızca birkaç tahta ve karton kutu parçası var gibiydi. Elbet, umursamadım. Normal şekilde, 2 katlı binadaki üst kattaki evrime girdim ve Evrim Ağacı’nın işlerine gömüldüm. Çalışırken müzik dinlerim. Dinlediğim müzik rock/metal olduğundan, ses yüksek olur. Ancak müziğin sesi, sadece 20 dakika kadar sonra aşağıdan gelmeye gümbürtüleri bastırmaya yetmedi.

Önce bir hırıldama-homurdama sesi duydum. Sonra da duvara doğru atılan 4 adet gümbürtü sesi… Birine bir şey oldu, canı yandı da ondan dellendi zannettim. Umursamadım. Zaten devamı gelmemişti. Sonra aradan 5-10 dakika sonra, birkaç gümbürtü daha geldi. Sonra sessizlik. Sonra 5-10 dakika sonra birkaç gümbürtü daha. Hiç insan sesi yoktu. Ne çığlık, ne konuşma, ne bağırma, ne bir şey. Sadece gümbürtü sesleri. Daha tok seslerdi bunlar. Gördüğüm arabanın bagajının açık olduğunu da düşünerek, bir şeyler taşıdıkları kanaatine vardım. Bizim burada gelen giden taşınan çok olur, her hafta 3-4 tane görürüm. Herhalde ağır bir şeyler taşıyorlar, hani 3-5 adım öteye taşıyıp yere “Tak!” diye bırakıyorlar, sonra biraz daha taşıyıp bırakıyorlar sandım. Bu ritmik seslerden sonraki 5-10 dakikalık sessizliği de, evin içinden çıkıp işte arabaya yerleştirme süresi olarak düşündüm. Hoş, çok da kafa yormuyordum. Hani öyle pür dikkat kesilip de “Hmm, nereden geliyor bu gümbürtüler?” diye düşünmedim. Dedim ya… İşime bakıyordum.

Bir de, ben davul çalarım. Evimde elektronik bir davul var. 2 defa çaldım bugüne kadar. Neden mi? Çünkü ilk çaldığımda, kick titreşimleri sanırım alt, çapraz ya da yan komşuyu rahatsız etmiş. Ofisi aramışlar bunu susturun diye. Hoş, ofis “Çalabilirsin, o kadarı hakkınız, idare edecek komşularınız.” dedi bana. Ama çalmadım rahatsız olmasınlar diye. Öyle durup durur. Şimdi benzer bir durum benim başıma geldiğinde, gereksiz yere inatlaşmamak için hiç umursamadım. Tek yaptığım, müziğin sesini birazcık daha açmak oldu. İnsanın aklına kötü bir şeyi getirecek hiçbir anomali yoktu zira. Neden aksi bir şey düşüneyim ki?

Sonra 7:30 civarında sesler tamamen kesildi. Eh, ben de zaten çok umursamadığım için, işime devam ettim.

7:40’a doğru sirenlerin sesini duydum.

Önce bir itfaiye geldi. İlk onun gelme sebebi, itfaiye merkezinden 1 sokak ötede yaşamamız. Evin önüne park edince, ilk defa yerimden kalkıp “Ne oluyor?” diye baktım. Pek bir aksiyon yoktu, ABD’yi ziyarete geldiğimizde, ota boka polis-ambulans-itfaiye üçlüsünün gelmesinden ötürü yaptığımız espri aklıma geldi: “Kedi kalmıştır gene ağaçta.” İçeri girip işime devam ettim. 30 saniye sonra, ambulans ve polis de geldi ve park etti. Şöyle göz ucuyla baktım ama hiç ses mes gelmiyordu. İşime devam ettim. Ancak ondan 1 dakika kadar sonra bir anda evimin içi yanıp sönen, dönüp duran polis ışıklarıyla dolunca, artık bir bokluk olduğunu anladım. Merak edip dışarı çıktım. Hava buz gibiydi. Üst kattaki apartman binalarını birbirine bağlayan terastan aşağı bakmamla, abartısız 30-40 polis arabasını benim arabamın ve hemen yanıbaşımızdaki sokağın her yanını doluşturduğunu görmem bir oldu. Polisler gelip gidiyor, bir şeyler yapıyorlardı. Üst katı zemine bağlayan merdivenlere sarı şerit çekildi. O zaman kesin bir bokluk olduğunu anladım. Aklıma ilk gelen şey, “Kalp krizi falan mı acaba?” diye sormak oldu. Ama 40 polis arabasını hesaba dahil edince, taşlar yerine oturdu: alt katta kesin bir şeyler olmuştu.

Önce bir içeri girdim, sonra merak edip tekrar dışarı çıktım. İkinci çıkışımda, diğer komşular da çıkmıştı. Merdivenin başını bir polis tutuyordu. Ama alt katta duruyordu, merdivenlerin sonunda. Yani alt kattaki apartman dairesinin hemen yanına inen merdivenlerde (arabamdan eve çıkmak için kullandıklarımla aynı. Merdivenin basamaklarının arası boş, katı merdiven değil. Polis beni yanına çağırınca indim. “Bizi siz mi aradınız?” diye sordu. Yok dedim, ben aramadım. Tamam, dönebilirsiniz. Arkama dönüp, basamakları tırmanacaktım ki, merdivenlerin arasında birkaç saniyeliğine alt kattaki evi, kapısını ve azıcık içerisini görme fırsatım oldu.

Hemen merdiven tarafına bakan taraf epey bir kana bulanmıştı. Kan, yukarıdan aşağı doğru dalgalar halinde akmıştı. Kapı, menteşeleriyle birlikte sökülerek parçalanmıştı. Pencerede “blind” dedikleri gölgelik vardı sadece, perde yoktu ama yine de içi gözükmüyordu. Kapının hafif aralığından ise içeriye baktığımda, karşı duvarın da kana bulandığını gördüm. Çok tuhaf: en ufak bir korku, heyecan, vs. hissetmedim. Tek bir gıdım bile. Olay sadece ilgimi çekmişti. Ki olayın beni korkutmayıp, ilgimi çekiyor olması daha da ilgimi çekiyordu.

Neyse, aradaki olayları uzatmayayım. Polis geldi bir tane, ifade vermemi ve gördüklerimi anlatmamı istedi. Polis karakoluna gittik, hallettik o işleri. Müthiş sıcak ve iyi davrandılar bana. Sanki hiçbir şey olmamış gibi, güle oynaya gidip geldik polis istasyonuna. 40 dakikada halloldu tüm işlemler. Polisle ilgili Türkiye, tarih, ABD, vb. konularla ilgili muhabbetimiz haricinde, olayla ilgili sadece “ne olduğu” konusunu konutuk. Bana söylediği, babanın kızını öldürdüğü ve bunu yaparken çok vahşi bir yöntem kullandığıydı. Neden yapmış dediğimde ise, “sesler duymuş” dedi. Olay şu:

Adamın şizofren olduğu iddia ediliyor. Olaydan 1 hafta kadar önce psikolojik destek almak için bir kliniğe başvurmuş. Klinik reddetmiş. 31 Ocak 2015’te, ayrı olduğu eşinin (ölen kızın annesinin) akrabalarından kızı alıyor. 24 saat boyunca çocuktan haber alamıyorlar. Adam, benim de duyduğum gümbürtüler sırasında, çocuğu öldürüyor. Sonrasında kaçmaya çalışıyor; ancak birkaç on blok ötede, tamamen çıplak bir şekilde evlerden birine girmeye çalışırken komşular polisi arıyor. Adamı yakalıyorlar; ama zaten “kaçmak” için kaçmıyor. Deli olduğu için, deli gibi “kaçıyor”. Hemen oracıkta geldiği adresi söylüyor ve olayı itiraf ediyor. Bu çıplak katilin (cinsel bir istismardan şüphelenilmiyor; muhtemelen üzerindeki kanlardan kurtulmak için kıyafetlerini çıkardı) polise ihbar edilmesine eş zamanlı olarak, yani 7:35 sularında, bizim katilin yan komşusu da polisi arıyor. Hamile bir kadıncağız. Evine girerken, benim arabanın yanındaki siyah arabanın (katilin araba) bagajının açık olduğunu görüyor ve benim yaptığımın aksine, arabayı ve sahibini tanıdığı için, komşusuna (katile) gidiyor. Kapıyı çalacakken, camdaki kanları görüyor. Hafifçe içeri baktığında, 4 yaşındaki kızın ölüsünü yerde görüyor ve polisi arıyor.

Olay cidden çok tuhaf. Birçoklarına tüyler ürpertici gelebilir. Bana pek gelmedi. Böyle bir şeyden öylesine uzağım ki, şaşkınlık duymak yerine soyut bir dünyada gibi hissettim tüm bu olaylar sırasında. Sadece inceledim, merak ettim, neler olabileceğini düşündüm. Hiç korkmadım. Korkmak, muhtemelen doğru tepki olacaktı. Öldüren adam, kızı hem sert bir objeyle, hem de vücudunu vurarak öldürmüş. Duyduğum, yer yer duvarları inleten, yere ağır bir masanın sertçe bırakılması gibi gelen her bir gümbürtü, onun sesiymiş. Ama işte, insan parsimonik yaklaşıyor: en basit açıklamaya gidiyor beyin: “bir şeyler taşıyorlar.”

Olay günü polis merkezinden eve dönünce, işimin başına döndüm. Tamamlayıp yatıp uyudum. Hiçbir şey hissetmedim. Bu çok tuhaftı, normalde hissetmek gerekir sanıyorum. Ertesi gün ise biraz daha farklıydı. Ailemle konuştum, arkadaşlarla paylaştım. Hepsi dehşete düştüler. Düşmemek mümkün mü? Olay o kadar vahşi ki, Lubbock Christian University’den psikologlar, olay yerine giden polislerin zihinsel destek almaları gerektiğini düşünerek, ücretsiz terapi için kapılarını açmışlar. Ben o kadar detayı görmediğim için olaydan etkilenmemiş olabilirim. Bilemiyorum. Yapacak bir şey olmadığını düşündüğümden de olabilir. Kendimi bir an olsun suçlamadım şahsen. Suçlanacak bir şey olduğunu sanmıyorum. İnsan gerçekten kötüyü düşünmüyor, onu deneyimledim.

Ancak ertesi gün, ailemle falan konuyu konuştuğumda, eve döndüğümde biraz daha farklı davranmaya başladığımı fark ettim. Rasyonel tarafım endişelenecek bir şey olmadığını bariz bir şekilde biliyorsa da, duygusal tarafım içime korku salıyor gibiydi. Tuhaf bir ikilem. Korkacak hiçbir şey olmadığını adın gibi bildiğin halde, olayı konuşmaktan ötürü kafada serbest bırakılan saçma sapan düşüncelerin insanı ürkütmesi. Adamı yakalamışlar, içeri atmışlar, idam cezasıyla bile yargılanabilir deli olduğunu ispatlayamazlarsa (ki epey zormuş). Hem adamın benimle alıp veremediği bir şey de yok, tanımam etmem. Ama insan işte “Ya bir şekilde serbest kalırsa da gelip zarar vermeye kalkarsa, sonuçta deli?” diyor. Ne kadar saçma değil mi? Hapisteki adamın orada işi ne? Orada olsa, seninle işi ne? Kaçar gider öyle bir durum olsa. Ama beynin bu acizliği gerçekten baş döndürücü.

Hani çok umursadığımdan değil ama aklımın bir köşesinde kaldı bu düşünce, yaklaşık 1 hafta boyunca. Çünkü yapacak bir şey olmadığını biliyorum. Bu, rasyoneldir. Ne yapabilirim? Ağlamanın, sızlanmanın ve hatta yaralanıp derinden anmanın bile bir anlamı yok. Yapanlara ne olacak? Belli bir süre sonrasında unutacaklar. Unutmasalar bile, ben ne yapabilirim ki? Cinayet işlendi mi? İşlendi. Adam yakalandı mı? Yakalandı. Duygusal olmanın faydası nedir? Belki komşularla aramda bir bağ, dostuk, akrabalık, ahbaplık olsa anlarım. Toplumu düzenleyici bir rolü olduğu kesin duyguların. Ama şu etapta, benim duygularımın kimseye faydası ve hatta etkisi yok. Ancak insan sadece rasyonel değildir elbet. Dolayısıyla ben de sosyopat olmadığım için, elbette duygulara sahibim. Rasyonel tarafım az önce dediklerimi biliyor olsa da, duygusal tarafım kendisini açığa çıkarmaya zorluyor. Buna yapacak bir şey yok. Fakat sanıyorum ki birçok diğer insandan kat kat kolay dizginleyebiliyorum onları. Mesela olay sonrasında hayatımda yaptığım tek değişiklik silahımı başucumda tutmak yerine 1 haftalığına yanımda tutmak oldu. 🙂 Bunun haricinde yapacak bir şey yok. Elbet, duygularımı dizginlemeye ve mantığımın dümeni tamamen ele almasına zorladım.

Kendi kendimi nihayetinde ikna ettim ve dün gece, 7 Şubat 2015’te dışarı çıkıp Biyoloji’den birkaç arkadaşla onların evinde bir şeyler içip havadan sudan bilimden sohbet ettikten sonra mantığım yeniden tamamen beynime hükmetmeyi başardı. Olaydan öncesi ya da olay gecesine dönmüş gibiyim. Aklımın hiçbir köşesinde olaya dair bir ürperti ya da korku kalmadı. Bir anda oluvermesi çok acayip değil mi? Ne değişti? Aslında hiçbir şey. Ya da ben öyle sanıyorum, bilemiyorum…

Fakat bu süreçte bir şeyi fark ettim. Bunca anlattığım korkma veya ürpertinin nedeni, aslında az önce sözünü ettiğim katilin geri gelmesi, bana zarar vermesi ihtimali falan değilmiş. Çok tuhaf. 1 haftadır tabii kameramanlar gelip gidiyorlar, haber yapıyorlar, insanlar kızı anmak için evimizin hemen yanındaki basketbol sahasının kenarında tören gibi şeyler yapıyorlar. Ben hiçbirine katılmadım. Dedim ya, ben işe gelir, işten giderim. Görmedim bile o anmaları, birkaç defa dağılmalarına denk gelmem haricinde. Sadece arkalarında bıraktıkları mumları, oyuncakları, vs. gördüm. Neden mi korkuyormuşum? O kadar kalabalığın evimin hemen yanında ve etrafında olmasından. Hani böyle bir konu nedeniyle ilginin evin etrafında olmasından. Kapıma haberciler, avukatlar notlar bıraktılar. Beni göremedikleri için, röportaj yapmak ya da yasal bir sıkıntıya düşersem yardım etmek istiyorlar. Umursamadım tabii, ne işim olacak?

Ancak benim ilgincime giden, korkunun cinayetten değil, böyle bir konuyla ilgili insanların odağı olmaktan olmasıydı. Dolayısıyla mantığımın dümeni geri almasının sebebi de üzerinden yeterince zaman geçmiş olması değil, insanların evin ve dolayısıyla benim de üzerimdeki ilgisinin artık sönmüş olmasından olabilir. Bunu açıklaması gerçekten çok zor. Ancak nedenin bu olduğunu bilmek çok garip. Yani tam sebebi de bilmiyorum: çok insanın dolanması, hırsızlık gibi sorunların derdini mi arttırır? Böyle bir olay nedeniyle odak noktası olmak, rahatsız edici veya olumsuz bir durum mudur? Bunlara cevabım yok. Ancak bildiğim şey, rasyonel tarafımın kontrolü geçici de olsa kaybetmiş olmasının nedeninin, 4 yaşındaki bir çocuğun öldürülmesinden ziyade, sonrasında yaşanan süreç olması çok acayip.

İnsan beyni gerçekten çok tuhaf bir organ.

Cinayetlerin kendisinden bile tuhaf.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s