Alan Turing: Kod Kırıcı ve İnsanlığın Onu Nasıl “Kırdığı”…

Kısaca “Codebreaker” olarak geçen, matematikçi, bilgisayarların, yapay zekanın ve daha birçok müthiş keşfin ve icadın babası olan Alan Turing’in hayatını biyografik film ile belgesel arası bir şekilde anlatan, muhteşem bir yapım. Bilimle ve toplumla, hatta siyasetle ve yasa yapımıyla ilgililenen herkesin mutlaka izlemesi, araştırması ve analiz etmesi gereken bir yapım. Çünkü Alan Turing’in kendisi muhteşem ve başından geçenleri bilmek, ona yaptıklarımızı öğrenmek ve bir daha tekrarlanmaması için elimizden geleni ardınıza koymamak ortalamanın üzerindeki her zeka formunun boynunun borcudur.

v3-turing-rx

Özellikle Tesla’nın biyografisinden sonra bu belgeseli izlemek çok tuhaf paralellik ve tezatlıkları ortaya koyuyor. Bir paralellik örneği olarak, ikisinin de kendi dönemlerinin en müthiş dehalarından olduğu söylenebilir. Tesla alternatif akımın işlevsel ve depolama ile uzak mesafelerde aktarım açısından doğrusal akımdan verimli olabileceğini ispatlayarak teknoloji ve insanlığın gidişatını değiştiriyor. Turing de, Alman Enigması olarak bilinen ve başta Alman donanması olmak üzere Nazilerin bel kemiği birçok askeri birimin iletişimini şifreleyen makinayı, hem dehasını kullanarak, hem de kendisinin geliştirdiği “Bombe” isimli şifre kırıcı makinayı kullanarak kırıyor. Böylece kalıbın tam anlamıyla “tarihi yeniden yazıyor”. Çünkü Nazilerin yenilmesinin başlıca unsurlarından biri, özellikle donanma iletişimlerinin çözülmesi oluyor. İngiltere gibi bir ada ülkesi için (ki Turing İngilizdi) düşman donanmasını egale etmenin önemini hayal edebilirsiniz. Alman Enigması için “kırılamaz” deniyordu. Katrilyonlarca ve katrilyonlarca olasılıktan oluşuyordu. Ama Turing’in müthiş zekasına boyun eğdi. Batmaz denen Titanic gibi battı ve Nazileri de beraberinde götürdü.

Tezatlıkların başlıcası ise hayatlarının gidişatında… Aslında ikisi de toplumdan izole hale geldi. Ama Tesla kendi eliyle fıttırdı. Asosyal ve aşırı kibirli hali onu toplumdan izole etti. Ama tezat bundan ziyade, yaş ilerledikçe Tesla’nın bilimsel gerçeklerden kopması ve sahtebilime yönelmesi oldu. Turing asla bilimsel gerçeklerden kopmadı. O da “kafayı yedi” ama kendi eliyle değil. Turing, eşcinsel olduğu gerekçesiyle devlet eliyle delirtilip ölüme zorlandı. İşte bu gerçek, Tesla’nın başına ne gelmiş, neden gerçeklikten kopmuş, aralarındaki benzerlikler ve tezatlar vs. konuları fasa fiso kılıyor. Aslolan, Turing gibi bir dehaya yapmaya cüret ettiklerimiz…

Bu belgesel, gerçek bir dehanın insanlık tarafından nasıl harcandığının bir gösterimi… İnsan türünün ne kadar iğrenç, ne kadar aşağılık, ne kadar ahlaksız, ne kadar şerefsiz olduğunun en tiksindirici örneklerinden birisidir Alan Turing’e yapılanlar. Alman Enigmasını kırmak için çalıştığı ekiple birlikte devlet sırlarına sahip olduğu için sürekli uzaktan gözetim altında tutuluyor. Ama tarihin gidişatını değiştirecek bir işi başardığını kimse bilmiyor. Halk kahramanı ilan edilmesi gerekirken, İngiltere ve sayısız diğer ülkenin götünü kurtarmışken, göz ardı edilip izole ediliyor. Devlet onu gözünün önünde tutarken eşcinsel olduğunu öğreniyor. Dönem İngilteresinde bu “kabul edilemez bir suç”. Eh, buna dayanarak devlet sırlarını elinde tutan bir adamı pratik olarak yok etmek çok kolay. Devlet bu planı devreye sokuyor.

Ancak bu plan yürürken Turing bugün “bilgisayar” olarak bildiğimiz şeyi tanımlayan makalesini yayınlıyor. Böylece bir kez daha tüm Dünya’nın gidişatına yön vermiş oluyor. Şu anda çalışan tüm bilgisayarlar halen birebir onun tanımladığı şekilde çalışıyor! Turing Makinası denen ve bütün bilgisayarların çalışma prensibini soyut olarak tüm detaylarıyla izah eden konsepti geliştiriyor. Bu makina, işlem yapan makinaları, yani bilgisayarları mümkün kılıyor. O zaman kadar “bilgi sayıcı” lafı bir fabrika dolusu (genelde kadın) işçiye işaret etmek için kullanılan sözcük olmaktan çıkıp, makinaları tanımlayan bir sözcük oluyor. O, bunu mümkün kıldı.

Orada da durmuyor. Çağının ötesinde geçerek “düşünen makinalar”, yani bugünkü Yapay Zeka hakkında temelleri atacak ve onu bilimsel bir perspektife sokacak ikonik makalesini yazıyor. Taklit Oyunu (Imitation Game) ve Turing Testi’ni izah ediyor. Bugün Yapay Zeka halen onun çizdiği sınırlarda ilerliyor (yavaş yavaş o sınırları aşmaya başlasak da).

Turing'sOriginalEquations45

Burada kaldığını mı sanıyorsunuz? Devlet onun erkeklere olan ilgisini kırmak için her ay östrojen enjekte ederken, bu nedenle testisleri küçülürken, aklı karışırken, memeleri çıkarken, o biyolojiye merak salıyor. İnek, çita, kaplan, balık, vb. hayvanlar üzerindeki desenlerin nasıl oluştuğunu çözmeyi kafaya koyuyor. Kendine kırılacak yeni bir şifre buluyor. Ve kırıyor: Her canlı üzerindeki her deseni açıklayabilen, tamamen bilimsel olarak nasıl geliştiklerini izah eden, yalın bir matematik formülü geliştiriyor (yukarıda orijinali gözüküyor). Böylece basit kimyasal süreçlerin karmaşık desenleri kendiliğinden nasıl geliştirmiş olabileceğini ispatlıyor.

Ancak daha fazla ileri gidemiyor. Toplumdan izole ediliyor, korkutuluyor, sindiriliyor… İlaçlara boğuluyor. Tedavisi bitiyor, ama vaadedildiği gibi kısa sürede kadın memesi gibi büyüyen memeleri küçülmüyor. Testisleri büyümüyor. Aslında birkaç sene beklese büyük oranda eski haline dönebilirdi. Ama strese, baskıya, sindirilmeye, kendisinden bambaşka bir insana zorla dönüştürülmeye dayanamıyor. Arkasında hiçbir not bırakmadan, siyanür ile kendi hayatına son veriyor. İnsanlık, bir dehayı daha 41 yaşındayken harcıyor…

image

Devlet eliyle intihara zorlanması ve 41 yaşında dolaylı yoldan katledilmesinden tam 55 sene sonra, 2009 yılında, çok nadir görüldüğü söylenen Kraliyet Özrü’nün (yukarıda şaşalı bir dille yazılmış aslı gözüküyor) belgesel tarafından halk diline indirgenmiş halini kısaca söylemeye çalıştıklarıyla özetleyeyim:

“Özür dileriz. Çok daha iyi davranılmayı hak ediyordun.”

Hassiktir ordan!

Kraliyet özrüymüş…

Advertisements

Nikola Tesla: Gelmiş Geçmiş En Büyük Mucit Mi?

Tesla’nın hayatını bir başarı hikayesi olarak incelemekte gerçekten zorluk çekiyorum. Bana acınası bir hayal kırıklığı ve başarısızlık hikayesi gibi geliyor.

image

Evet, Dünya’yı değiştirecek kadar zekiydi ve büyüktü (AC ve radyo transmisyon konularında özellikle). Hayır, bundan öte Dünya’yı değiştirecek hiçbir keşif yapmadı, bilimi sahtebilim seviyesine taşıyarak gerçeklikten koptu, basit bilimsel gerçekleri görmezden geldi (elektrik gücünün iyonosfer gibi bir araçla büyük miktarlarda uzun mesafede aktarılması ve aşırı odaklanmış yüksek enerji demetleri konularında özellikle).

Evet, Tesla’nın konsept tasarımları çok daha küçük ölçekte ve onun ileri sürdüğünden epey farklı şekillerde hayata geçirildi (mikrodalga ile enerji aktarımı gibi). Ama hayır, Tesla’nın orta yaş sonrası tasarımları ve fikirleri işlevsel ve geçerli değildi. İşe yaramazdı, gerçeklikten kopuktu ve hayal ürünüydü. Ayrıca halk arasında kendisine atfedilen “ilk”lerin büyük bir kısmı kendisine ait değildi. İlk AC alternatör Michael Faraday tarafından icat edildi, ilk işlevsel AC kullanımı Guillaume Duschenne tarafından yapıldı; Edison’a bu kadar kızarken Tesla’nın kredi çalmasına izin vermemek lazım. Tesla, AC’nin güvenli ve işlevsel olabileceğini kendi AC motoru ile ispatlayan kişi oldu. AC’nin mucidi demek hatalı. “Babası” bir ihtimal… Ama örneğin AC’yi Tesla Bobini gibi şeyler için ilk kullanan oydu tabii ve bu nedenle büyük miktarda övgüye hakkı var.

Evet, hak ettiğinden çok az saygı gördü (ve görüyor) (Edison hikayesi falan büyük oranda doğru ve üzücü). Fakat tarihi ve genel olarak bilimi değerlendirirken Edison fabrikatör kızıydı, Tesla fakir şofördü benzetmesinden yola çıkarak birine sempati, ötekine nefret beslemenin de alemi yok. Duygularla analiz yapılmaz. Edison kapitalist bir iş adamının genelde olduğu gibi kurnazdı. Tesla da olması gerekenden fazla miktarda naif ve kibirliydi. Sonuçta AC’nin teknik üstünlüğü DC’ye baskın geldi ve Tesla zaferini ilan etti. Ancak unutmayın ki şehirlerarası elektrik iletimi AC ile yapılsa ve duvarımıza kadar öyle gelse de, duvara taktığınız istisnasız her alet DC ile çalışıyor. Dolayısıyla halen asıl işi yapan DC. AC iletimi ve verimi mümkün kıldı. Bu savaşın sonucunu da abartmamak lazım.

Hayır, eğer yeterli maddi kaynakları olsaydı bugün bilmediğimiz bir şeyi keşfedemezdi ya da gizlenen müthiş keşifleri veya icatları yok (ışınlanma, sonsuz enerji falan gibi). Çünkü orta yaşından sonraki birçok icadı (ki mitleşmesine neden olanlar da bunlardı) işlevsiz veya gerçeklikten kopuk, çalışmayan, çalıştırılamayan, kendisinin de çalıştıramadığı, çünkü teorik olarak bile hatalı tasarımlardı. Ama Edison-Tesla mücadelesinin romantik arka planı Tesla’nın tüm icatlatını geçerliymiş, biz onu anlamıyormuşuz gibi bir izlenim yarattı ve bu miti pohpohladı. Bu büyük bir hata. Böyle bir şey yok.

“Tesla: Yıldırımların Efendisi” isimli belgesel Tesla’nın hayatını abartılı fanatizmden sıyırarak çok güzel anlatmış; tavsiye ederim. Tam tahmin ettiğim gibi, müthiş bir dehanın “ruhanilik ve sahtebilim ile çarçur edilmesi” sıradan vakasının bir tekrarı. Biraz James Watson, büyük oranda da Alfred Russel Wallace olayı Tesla’da gördüğümüz de… Müthiş bir deha ve güçlü bir potansiyelin saçma sapan yollara saparak rayından çıkması ve bayağılaşması…

Neyi başardığını, neyi başaramadığıyla birlikte analiz edip tam olarak anlayarak ondan daha iyisini yapabiliriz. Sadece neyi iyi yaptığını anlatıp överek, ne konuda batırdığını görmezden gelerek değil. Bence iyi bir bilim insanı sadece hayal etmekle kalmaz. Yapılabilecek ve erişilebilecek şeyleri hayal eder ve onları hayata geçirir. Bu bakımdan müthiş başlayan girişimlerin hiç olmadık hayal kırıklıkları ile sonuçlanmaması için Tesla’nın hayatından çıkaracağımız çok ders var.

Kaldı ki iş ve işletme beceriksizliğinden söz etmiyorum bile, salt bilim ve teknoloji algısından söz ediyorum sadece şu anda… İş konusuna girersek milenyumun en berbat örneği olabilir Tesla. Bu kadar gurur ve kibir övülecek bir şey değil bir noktadan sonra… Elbette gururlu olmalı insan fakat kibrin sınırlarına girmeye başladı mı ayarı tutturmak zor. Diğer bilim insanlarını ve iş adamlarını “tiksindirici bir hastalığın iğrenç mikroplarından farksız” görmek, Einstein’ın ileri sürdüğü teorileri bilimsel bir temelde karşı çıkmaksızın “işe yaramaz, hayal ürünü teoriler” görmek sağlıklı bir aklın işareti değil.

Sonuç olarak, elbette Tesla’ya insanlığa kattığı her şey için teşekkür etmemiz lazım. Geleceği değiştirmek konusunda kıymeti tartışılmaz işler başardı. Ondan öğrenecek hem iyi, hem kötü çok fazla şey var. Ancak bunu bir adım öteye götürüp, her şeyim suçlusu Edison’muş, yoksa Tesla evreni baştan yaratacakmış, bizi yepyeni ve şimdiki “kapitalistlerin” gizlemeye çalıştığı çok müthiş bir Dünyada yaşatacakmış, aslında kafalı çocukmuş da imkanları yokmuş, yeryüzünün gördüğü en müthiş mucitmiş falan gibi görmek abartı olur. Tesla, ilerleyen yaşıyla birlikte bilimden sapmış ve gerçeklikten kopmuş bir mistikti denebilir. Ona imkan tanınsa bambaşka bir gezegende yaşayacağımız, birçok icadının emperyalistlerce gizlendiği, vb. laflar ise oturduğumuz yerden “aslında dünyanın ne kadar güzel olabileceği ama işte lanet olsun ki gizli güçler tarafından oldurulmadığı” yalanının ve tesellisinin bir tekrarı.

Çünkü Dünya ve onun değişimi hakkında yakınmak ve laf söylemek çok kolay.

Onu değiştirmek ve bu uğurda emek harcamaksa çok zor.

Hayatı değiştiremediğimiz için çenemiz çalışıyor. Halbuki çalışırsak, değiştirebiliriz. İşte tam olarak bu nedenle bizden öncekilerin sadece başarılarını değil, hatalarını da görebilmeliyiz. Ve hiçbirini put olarak görmemeliyiz.

Yine de… Dünya’yı elinden geldiğince, değiştirebildiğin kadar değiştirdiğin için teşekkürler Yıldırım’ın Efendisi! 🙂 Dediğim gibi… Ondan öğrenecek çok şeyimiz var.

Hem iyi, hem kötü…

Tanrı’ya İnanıp İnanmamızın Getirilerini Matematiksel Olarak Analiz Edebilir Miyiz?

Evet, edebiliriz. Ancak bence, bunu yaparak matematiksel sebeplerle inanmak olabilecek en aşağılık inanç nedenlerinden birisi olurdu. Hani eğer ki büyük dinlerin tanımladığı gibi bir Tanrı varsa veya mesela ben Tanrı olsaydım ve kullarım böyle bir nedenle, “günü kurtarmak” ve “işi garantiye almak” için bana inanıyor olsaydı, sırf çakallıklarından ötürü birazcık cehennemi tattırırdım. 😛 Ancak bu konudaki düşüncelerimden ziyade, illa matematiksel yaklaşacaksak, Tanrı’ya inanmamanın, inanmaya kıyasla neden matematiksel olarak daha mantıklı ve makul olduğunu anlatabilirim. Evet, yanlış duymadınız! Bugüne kadar hep Pascal Kumarı denen kavram, Tanrı’nın varlığına inanmanın matematiksel olarak daha mantıklı olduğunu iddia etti ve insanlar bunu argüman olarak kullandılar. Ancak yanılıyorlar: tam tersine, matematiksel olarak bir Tanrı’nın var olmadığını düşünmek daha makuldür. Şöyle ki:

Tanrı’nın var olma ihtimalinin 1/2, olmama ihtimalinin 1/2 olduğunu düşünelim. Ki aslında bu doğru değil. Bugüne kadar Tanrısal ve doğaüstü olması gerektiği iddia edilen istisnasız her şeyin doğal, somut ve Tanrısal olmayan özellikte olduğunun anlaşılmasından ötürü, Tanrı’nın varlığına yönelik nedenlerin yok olma düzeyine gelecek kadar azaldığını biliyoruz. Dolayısıyla “Tanrı ya vardır, ya yoktur.” diye bir durumda değiliz. Tanrı varsa, onunla ilişkilendirilen en azından 1 şeyin “Evet, bu doğal değildir; gerçekten de doğrudan Tanrı’nın varlığına yönelik bir işarettir.” diyebilmemiz gerekirdi. Bunu diyebildiğimiz tek bir şey bile yok Evren içerisinde. Bilmediklerimiz elbette hala var ve bu sayede Tanrısal olabilecek birkaç özellikten bahseden insanlar halen mevcut (Evren’in nasıl var olduğu, neyin içinde olduğu, vb. gibi). Fakat bugüne kadar yıldırımların nedenlerinden hastalıklara, canlıların çeşitliliğinden yaşamın başlangıcına kadar Tanrı-kaynaklı olduğu söylenen milyonlarca argüman bilimsel, natüralist ve materyalist bir şekilde açıklandığına göre, ilk insanların sıfır bilgisi düzeyine %50-50 olan olasılık, Tanrı’nın olmadığı yönünde ciddi anlamda kaymıştır. Ki bu nedenle bana “Ateist misin?” dendiğinde, “Evet; ancak Tanrı yoktur diyenlerden değilim, var olmasına %1 gibi bir olasılık veriyorum.” derim. Sebebim budur. Ancak Tanrı’nın her şeye gücü yeten bir varlık olma ihtimalinden ötürü, her şeyi “doğal ve Tanrısal değilmiş gibi gözükecek şekilde” yaratma potansiyeli olduğunu da söyleyebiliriz. Bu durumda olasılığı %50’ye geri çekmek mümkün olabilir. Bence boş bir “kurtarma denemesi”nden ibarettir bu; ancak argümanı inceleyebilmek adına geçerli ve mantıklı olduğunu varsayalım. Dolayısıyla Tanrı 1/2 ihtimalle vardır veya yoktur.

Pascal Kumarı’na göre Tanrı varsa ve biz inanmazsak her şeyi kaybetmişiz demektir. Tanrı yoksa ama biz inanmışsak, biraz zaman ve gereksiz duygu boşalmaları haricinde bir şey kaybetmemişiz demektir. Dolayısıyla inanmak matematiksel olarak mantıklı olmalıdır. Ancak “Hangi Tanrı?” sorusu, her şeyi alt üst etmektedir. Nasıl ki az önce Tanrı’nın var olma ihtimalinin aslında %50’den çok çok az olduğundan bahsettiysem ama argümanın iyiliği için Tanrı’ya %50’lik bir şans tanıdıysam, diğer Tanrılara da aynı şans tanınmalıdır, öyle değil mi? Neden spesifik bir dinin tanımladığı Tanrı, diğerlerinden daha büyük avantaja sahip olsun? İnsanların kenara ittiği ve umursamadığı, artık “mitoloji” kategorisine aldığı bir Tanrı’nın, günümüzde büyük dinlerce tanımlanan bir Tanrı’dan neden eksiği olsun? Neden var olma ihtimali daha az olsun? Sonuçta tüm Tanrıların var olduklarını ispatlayan veri sayısı eşit ve sıfırdır. Dolayısıyla bir Tanrı’nın, sırf şu anda moda olmasından ötürü diğerlerinden önde olduğunu düşünmek mantıksızdır. Dolayısıyla burada şimdilik, ateistlerin genelde yaptığının tam aksi şekilde, tüm Tanrıların bu nedenle var olmadığını varsaymak yerine, tüm Tanrıların var olma şansının eşit olduğunu varsayalım. Hak geçmesin. 🙂

Bu durumda müthiş bir sorunla karşılaşırız: insanlık tarihindeki Tanrılara yönelik yapılan istatistiki bir analiz, bugüne kadar 4200 civarında dinin ve 42 milyon civarında Tanrı’nın yaratıldığını söylüyor [1] (Bkz: Not-1). 42 milyon! Bunların bazıları yerel Tanrılar, bazıları küresele yakın seviyede kabul görmüş Tanrılar. Ancak kum tanesi kadar aklımızla, koskaca Tanrı’nın var olup olmamasının bizim onu sevip, popüler hale getirmemize bağlı olduğunu iddia edecek değiliz. Zira Tanrı, her şeye gücü yeten olarak, deistlerin önerdiği gibi hiçbir şeye asla karışmayan bir varlık da olabilir. Hatta varsa, böyle olması daha muhtemeldir (kutsal sayılan kitaplarda bunun aksi defalarca dile getirildiyse de). Çünkü ancak o zaman adil bir durum yaratılabilir ve zaten anlamsız olan “hayat sınavı”, anlamsızın bir tık üstünde anlam kazanabilir. Dolayısıyla bizim bir Tanrı’yı yaygın olarak kabul etmemiz, onun var olma ihtimalini arttırmamakta veya azaltmamaktadır. Bunu şöyle düşünebilirsiniz: belki de Zeus gerçekten “gerçek olan” Tanrı ve şu anda oturduğu yerden içi acıyarak Evren’i seyrediyor. Ama adaleti bozmak istemediği için asla müdahale etmiyor ve insanların “doğru yolu” bulmasını ümit ediyor. Çünkü unutmayın: insanlık çok çok kısa bir sürede var ve Evren’in önemsenmeyecek kadar ufak bir noktasında bulunuyor. Belki de Zeus şu anda Evren’in bir diğer noktasındaki canlılara odaklanmış halde ve bizi kendi halimize bıraktı. Hatta belki de sonsuz sayıda Evren’den bir diğeriyle ilgileniyor. Hele ki zaman kavramının “bizler” ile “Tanrı” için farklı işleyebileceği göz önüne alınırsa, bu çok daha muhtemel olabilir. Tanrı gibi bir yapının 1 Planck zamanı (ölçülebilen en küçük teorik zaman bilimi) boyunca ilgisini bir diğer yöne kaydırması, bizim için 13.82 milyar yıla denk geliyor olabilir mesela. Falan filan… İspatsız bir konu hakkında konuştuğumuz için, dilediğimiz kadar esnetebilir, nicelik ve nitelikler katabiliriz. Bunlar ilk etapta aklıma gelenlerdi. Dahası, çok Tanrılı dinlerin spesifik bir Tanrısı doğru olup, diğerleri hatalı çıkarımlar da olabilir. Yani insanlık, yetersiz zekası sebebiyle gerçek olan Tanrı’yı da içine alan; ancak bol bol sahte Tanrılarla çeşitlenmiş çok-Tanrılı din setleri de yaratmış olabilir. Dolayısıyla çok Tanrılı dinleri bütün olarak reddetmek ya da Tanrı sayısını göz ardı etmek hatalı olacaktır.

Fakat buradaki kilit nokta şu: herhangi bir büyük dinin Tanrısı’nın doğru olma ihtimali ile, şu anda “mitoloji” dediğimiz ya da “yerel inanç” olarak göz ardı ettiğimiz herhangi bir Tanrı’nın var olma ihtimali eşittir.

İşte bu nedenle, Pascal Kumarı şöyle revize edilmelidir:

  • Tanrı’nın var olmadığını düşünmek, %50 ihtimalle doğru sonuç verecektir.
  • Tanrı’nın var olduğunu düşünmek, %0.00000238 (42 milyonda 1) ihtimalle doğru sonuç verecektir.

Dolayısıyla, her Tanrı’nın ödül-ceza prensibinin kabaca aynı olduğu varsayımı ışığında, Tanrı’nın var olmadığını düşünmek matematiksel olarak daha makuldür.

Ama tabii siz gene matematiğe bakmayın. Ya varsa? 😛

Not-1: Bugüne kadar insanların hayal ettiği Tanrıların sayısını bilmek imkansız. Fakat sayı en iyi tahminle bile birkaç bin civarında [2]. Ancak birkaç binle sınırlandırmak fazla indirgemeci ve optimistik olurdu, zira Hinduizm, tek başına 33 milyon Tanrı’ya sahip [3]. Bunların nasıl değerlendirildiğine yönelik yaklaşımlar, Tanrı sayısını azaltabilir. Fakat bu, herhangi bir Tanrı veya Tanrıların varlığı net bir şekilde ispatlanana kadar sonucu değiştirmemektedir (bkz Not 2). Bu konuda içeriğine ve bakış açısına tamamen katılmasam bile faydalı bir makale buradan okunabilir.

Not-2: Bu sayı istatistiklerin verdiği Tanrı sayısına, Tanrıların ortak özelliklerine göre kategorize edilmesi sonucunda “aynı/benzer Tanrı grupları” sayısına, vb. analizlere göre değişim gösterebilir. Fakat ateizmi mantıklı kılan, elde var olan verilerden ötürü yapısal olarak matematiğin doğru tarafında yer almasıdır. Yani 42 milyon ya da 100.000 değil de, 3 Tanrı bile var olsa, doğru Tanrı’ya inanma ihtimali %33 iken, inanmamanın doğru olma ihtimali %50 olacaktır. Çünkü Tanrılar belli kategoriler halinde bulunurken (42 milyon sayısı, hiçbir kategori yokmuş gibi analiz sonucunda çıkan istatistiki bir değerdir), ateizm hepsini tek bir kefeye koyarak “var” ya da “yok” olarak değerlendirir. Bu nedenle Tanrı’nın var olduğu net bir şekilde ispatlanıp, sayı 1’e indirilene kadar, her daim ateizmin duruşu matematiksel olarak avantajlı olacaktır. Ha, ben bu sebeple mi inançsızım? Doğrudan değil, hayır. Burada verdiğim basit matematik bir sonuç, bir neden değil. Zaten elde Tanrıların varlığını doğrulayan bir veri/delil olacak olsa, bu analizi yapmaya gerek kalmazdı. Ama yok.

Kaynaklar:

[1] Atheism Wikia

[2] Encyclopedia of Gods

[3] The 33 Million Gods of Hinduism