ABD ile İlgili Yanlış Bilinenler – 4

06.09.2013:

 

1) İkiyüzlülük ve Mazlumun Yanında Olma:

Biz Türkler kendimizi büyük göstermeyi pek iyi biliriz, çok iyi biliriz, en iyi biz biliriz. Ancak kusura bakmayın, bir b.k değiliz. Ha, iyi olduğumuz şeyler yok mu? Var. Tek tük de olsa var, hakkını yemeyelim. Mesela ne iyi olduğumuz bir şey? Yok yok, hemen atlamayın, misafirperverlik değil. Başlıktan da çalmayın, “Mazlumun yanındayızdır biz abi!” de demeyin. Bizim en iyi olduğumuz şeylerden biri, iki yüzlülüktür. Ama bunu öyle sinsice yaparız ki, haksızken haklı duruma çok iyi geçeriz. Bunun en tipik örneği olduğu (ve Keremcan isimli arkadalım ile az önce konuşuyor olmamızdan ötürü) “mazlumun yanında olma”, “ezilenin tarafını tutma” ve bunları gerçekten samimiymiş gibi gösterme mevzularını buraya taşımak istedim. Türkiye insanı, sadece sorunun çözümünde aktif görev almayacaksa, sorundan bahsetmeyi tercih eder. “Ay anam okulların hali berbat, çocuklar doğuda sürünüyor, olmaz böyle cık cık cık…” Tanıdık geldi mi? Evet evet, yan komşunuzun veya yakınlarınızın (ve hatta sizin) bir taklitiniz bu. Bir de şunu deneyelim: “Hasan! Hasan! Duydun mu, Van’da X okuluna para gönderiliyormuş, hadi çıkar kredi kartını da bir 250 TL gönderelim.” Hahaha. Bir de şunu duyun: “Hadi bütün apartmanı toplayıp Kars’a yardım toplayalım, sonra da arabalarımıza atlayıp oradaki çocuklara ziyaret edelim!” İyi deneme değil mi? Madem bir faydan olmayacak, ne diye eleştiriyorsun, laga luga yapıyorsun? İnsanlar bilim için, etkinlikleri için, halka yardım için dayanışma işleri düzenliyor, kaç tanesine destek oluyorsun? Ama lafa geldi mi susmak bilmezsin… Neyse, uzatmayayım, biz iki yüzlüyüzdür efendim. Amerikalılar’da bunu pek görmüyorum, çünkü önce de anlattığım gibi, “Hayır.” demek, “İstemiyorum.” demek, bilmem ne demek ayıp değil. Ne düşünüyorsan, onu dersin. Bir şeyi diyorsan da, onu yaparsın. Eğer dediğin işi yapmıyorsan, bir daha yüzüne bakmazlar, seninle iş yapmazlar, kara listeye girersin. Yersen… Biz Türkiye insanı mazlumun yanında falan değilizdir. Sadece lafta öyleyizdir. İş yapmaya geldi mi, kılımız kıpırdamaz. Amerika’da ise “fundraising” (fon toplama, para toplama) büyük bir olaydır. Bunun için kurulmuş siteleri vardır. İnsanlar vakıflara para verirler, çünkü vakıflar o paralarla gemicikler yatçıklar almazlar, iş yaparlar (artan paralarla alabilirler belki, bilemiyorum, ama kimin yatı yok ki burada azizim?). İnsanlar bir şeyleri değiştirmek için çabalarlar. Bu bazen saçma sapan inançların (Secret gibi) peşinden gitmek olabilir (hanginiz okuyup denemediniz ki Evren’den bir şeyleri istemeyi – ve sonunda hüsrana uğrayıp para ve zaman kaybetmekle kalmadınız?). Ama çoğu zaman işe yarar şeyler de çıkar. Şimdi bir soruyla bitireyim: en son hangi vakfa, etkinliğe, girişime para verdiniz, destek oldunuz? Bonus puan: En son Dünya/Türkiye/çevreniz ile ilgili aktif olarak, en ön safta neyi değiştirmeye çalıştınız?

 

2) Ezik Olmak, Birbirini Ezmek, Küçümsemek:

Gelelim Amerika’nın sıkıntılarından birine… Burada rekabet duygusu her zaman vardır: arkadaş ilişkilerinde, iş ilişkilerinde, vs. Bu da kimi zaman “kötü” duyguların ortaya çıkmasına neden olur, insanlar (eğer rekabet halindelerse) birbirlerini geçmeyi hedefler. O yüzden ezik olanları sevmezler. Ancak… Daha sonra detaylı değineceğim gibi, Amerika’da emeğinin karşılığını alırsın. Dolayısıyla ezik olabilirsin; ancak ezik kalıp kalmamak sana kalmış bir şeydir (tabii bazı psikolojik sorunları falan istisna tutuyorum). Amerika’da arkadaşlık ilişkilerinin olmadığı imajı, muhtemelen bu durumdan kaynaklanıyor. Ancak insanlar bunu “her ilişkiye” genelliyor ve bu saçmalamalarına neden oluyor. İnsanlar arasında rekabet olması, arkadaş olamayacakları anlamına gelmiyor, sok şunu artık kalın kafana. Rekabet iyidir. Arkadaşlıkları bozmak zorunda değildir, çünkü empati duygun bir miktar varsa, arkadaş olduktan sonra aradaki rekabet yumuşar, farklılaşır ve hatta kaybolur. Amerikalılar’da bu böyledir. Sizde nasıl?

 

3) Rahata Düşkünlük:

Gelelim bu devasa mevzuya… Amerika’da insanlar rahatına düşkündür, şunu bir bilelim. Lüks demiyorum bakın, rahata… İkisi arasında dağlar kadar fark var. Hoş, lüks de bizimkine göre oldukça ucuz olduğundan ister istemez lüks de oluyor tabii (rahatı sağlayan şeyler aynı zamanda lüks de oluyorlar çünkü). Neyse, o yüzden jiptir ABD’nin resmi araba stili. Amerikan arabaları geniştir, rahattır (ve maalesef çabuk/sık bozulur). Evler geniştir, arka bahçeleri hatta çiftlikleri vardır. Havuzları vardır. Rahatlarının bozulmasına gelemezler. Kültürel bir şeydir bu da. Ve bana kalırsa, ABD’nin ne olduğunu ve olacağını belirleyen temel konu rahattır. Cidden, bir düşünün. ABD, din baskısı artarsa hemen karşı tarafa kayar, muhalefet olur, destekler. Eğer bilime ayrılan fonlar artarsa, kendilerine yarayacak olmasına rağmen eğer bunun sonuçları rahatları bozuyorsa ona da karşı olabilirler. Yani herkesin bir tarafı elbette vardır; ancak bu tarafı ülkenin genel refahı ve rahatı etkilenecekse kolayca değiştirebilirler. Bence seçimlerde kazananların sürekli diğer taraflardan olmasının bir nedeni de bu. İnsanlar rahatları bozulmaya başladığını hissettikleri anda ses çıkarırlar, dellenirler, politize olurlar. Biraz da buna göre yargılamak gerekiyor bence adamları.

 

4) Ordu ve Gurur:

Türklerin gururunu bu Dünya üzerinde hiç kimse geçemez, o kesin. Osmanlı candır, Fatih canandır. Türkiye alnının akıyla cumhuriyeti kurmuştur. Biz zekiyizdir, ahlaklıyızdır (puahahah iyi güldüm bak yazarken), çeviğizdir. Asarız, keseriz, dellendirmeyin, deşeriz. Hülooooo! Ha, şey… Demem odur ki biz gururluyuzdur. Ama Amerika da çok gururludur. Ordularıyla gurur duyarlar. Desteklemeyebilirler savaş politikalarını; ancak askerlere neredeyse tamamı tapar. Bunu gurur olarak görürler, her türlü desteği vermeye çalışırlar, saygı duyarlar, vs. ABD’de her şeyi düşünüp, her şeyi söyleyebilirsin (din, Allah, peygamber, vs. vs.), devleti eleştirebilirsin, sövebilirsin. Ama orduya laf söylemeye kalkarsan, mıhlarlar. Bu kötü bir şey, elbette savunmuyorum, sadece anlatıyorum. Dolayısıyla herkesin çizgileri vardır. Amerika’nın çizgileri bu gurur etrafında toplanır. Kendilerini Dünya’nın “büyük abisi” olarak görürler, o yüzden her şeye burunlarını sokarlar, vs. Bunları sonra anlatacağım. Ancak ABD’de orduya laf söyleyecekseniz, 2 defa düşünün. Ne olduğunu anlayamadan ağzınıza tıkabilirler lafları (ve yumrukları).

 

Fena gitmiyoruz, ne dersiniz?

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s