ABD ile İlgili Yanlış Bilinenler – 2

01.09.2013:

 

1) Coğrafya Bilgisi:

ABD insanının pek fazla coğrafya bilgisi yoktur, bu doğru. Ancak bunu yargılama biçimimiz o kadar komik ki, sanarsın tüm Türkler anasının karnından “I know Coğrafya!” diyerek doğuyorlar. Amerikalıları, Avrupa ve Orta Doğu’daki ülkelerin yerlerini bilmemekle suçluyoruz. Sonra bizim bunda iyi olmamızdan gurur duyuyoruz. Yav birader, sen tabii ki bileceksin bu bölgeyi, senin ülken bu bölgede! Adamın kıtasında 3 tane ülke var zaten hepi topu, diğer yerleri de görmeden büyüyor, neden öğrensin, bilsin ki? Hem bilene madalya mı veriyorlar, über-zeki mi oluyor? “Aaa ama bilmesi lazım, burası Avrupa!” dersen, yerim senin o güzel kıta-ülke fanatizmini (bir diğer deyişle milliyetçiliğini). Hadi gel senle bir test yapalım öyleyse; ben sana ülkeler sayayım, sen bana o ülkelerin yerini (kıta ve coğrafi konumunu) ve en az 2 komşusunu, 4 ana yön dahilinde (kuzey komşusu X, batı komşusu Y gibi) söyle; var mısın? Çok da zor sormayacağım, hepsi bildiğin, duyduğun ülkeler; ama haritaya bakmak yok: Kolombiya, Kamboçya, Çad, Mozambik, Kuveyt, Latviya, Burundi, Dominik Cumhuriyeti. “Aaa dur dur, onu biliyordum, şeyde ya o, Asya’da! Dur yok yok, Afrika’da evet ama, şeyinde Afrika’nın, şöyle sağına… şey doğusuna…” He yavrum he… Neden bilmiyorsun? Avrupa insanı insan da, bu ülkelerin insanı patlıcan mı? Bu ülkeler “önemsiz” mi? Peki, Dünya’nın şu anda “en önemli” ülkesi, ABD yine. Say bakalım 5 eyaletinin yerini: Iowa? Maine? Minnesota? Maryland? Colorado? Bunlar sadece “eyalet” değil çünkü, her biri ayrı birer “ülke”, sadece tek bayrak altında birleşmişler (bkz: “birleşik devletler”). Neden bilmiyorsun? O zaman neden ABD insanının senin ülkenin yerini bilmesini bekliyorsun? Sen bu saydıklarımdan çok mu değerlisin?

 

2) Yavşaklık vs. Samimiyet:

Şunda bir anlaşalım: Türk insanı yavşaktır. Hakikaten. Bir dönerciye gidip oturduğunda haddi olmadan otunu bokunu sorduğunu deneyimlemişsindir. Bunu deneyimlemediysen, bir aile yemeğinde “Aaa onu yemezsen olmaz, ellerimle sardım bak, ne olursun bir ye.” veya “Ver ver, tabağını ver, bir daha koyayım, çok güzel olmuş değil mi?” tadında senin adına karar verildiğini veya yersiz ısrarların olduğunu tatmışsındır. Hadi boşver onları, arkadaşlarınla şu muhabbet mutlaka geçmiştir:

+ Hadi sinemaya gidelim.
– Ya çok isterim ama başka birkaç işim var, onlarla uğraşmam lazım.
+ Ya boşver be işini baba, bak çok deli film gelmiş, ona gidelim, süper olur.
– Hmm, maalesef ya, yapmam gereken işler var.
+ Hep böyle yapıyorsun ama olmaz ki abicim… Hep iş hep iş. Gel gidek işte, boşversene ya.
– Çok isterim cidden ama şunu bitirmem lazım.
+ Yav sen gel, kardeşin yardım edecek bitirmene ya, hadi boşversenee!

Burada iki angut var. Biri davet eden, diğeri daveti kibarca reddeden. İşte bizim kültürümüz bu ikisinin yavşaklık faktörünün çarpımından ibaret. Davet eden niye yavşak? Açıklamaya gerek var mı? Adam reddediyor işte la, daha ne üsteliyorsun? Bundan alınacak, bozulacaksan zaten hiç “arkadaş” olmamışsın ki sen! Peki, belki şaşırtmışımdır ama, reddeden neden yavşak? Gitmediği için değil, hayır. “Hayır” demesini bilmediği için. Bu kelimenin inciteceğinden korkuyoruz: “Hayır.” Lan bundan incinecekse karşı taraf, o adam arkadaşın değildir ki. İstemiyorsan “Hayır.” dersin, laga luga yapıp bahaneler üretmeye çalışmazsın. Bu kelime reddetmek için vardır, kalp kırmak için değil. İşte Amerikan kültüründe “Hayır” sözcüğü ölmemiştir. İstemediğinde “Hayır” dersin, karşı taraf da müthiş bir cevap verir: “Peki.” ya da “Tamam.” (hayır, bu sözcük de bizim yavşak kültürümüzdeki “trip atma” sözcüğü değildir, “Anladım, uygundur.” demektir. Sözlük anlamı yani, aptal ya ABD’liler, yan anlam yükleyemiyorlar…). Dolayısıyla ABD insanı yavşak değil diye, samimiyetsiz demek değildir. Tam tersine, samimiyetlidir, çünkü laga luga yapmadan kendi fikrini söyleyecek olgunluktadır. Yemekten bir tabak daha istemiyorsa, “İstemiyorum.” der, “Ellerinize sağlık teyzeciğim, müthiş olmuş ama yeminlen kusacak kadar doydum, o yüzden yemeyeyim gözünü seveyim.” gibi bir kelimelik bir red olgusunu 150 kelime 3 paragrafla anlatmaz. Karşının da kalbi kırılmaz, isterse alır, istemezse almaz, herkes kendi başına tekil bir bireydir ve zaten orada bir arada bulunuyor olmanız, sevgi pıtırcıklığı açısından yeterdir; abartmaya gerek yok. Benzer şekilde, talepte bulunan karşı taraf da insanı zor duruma sokacak kadar ısrarcı ve yavşak değildir. Dolayısıyla insan gibi yaşamak için ABD, yavşak ilişkiler için Türkiye idealdir. Bu da bizi sıradaki maddemize götürüyor:

 

3) Sevgi Anlayışı:

Bu konuda ilginç bir durum var. İngilizcede sevgi miktarı iki kademeli: “I like you” (senden hoşlanıyorum) ve “I love you” (Sana aşığım / Seni seviyorum). Türkçede ise, gördüğünüz gibi, 3 kademeli: hoşlanma, sevgi, aşk. Ancak genelde “hoşlanma” kısmı atlandığı için, doğrudan İngilizcenin “en üst düzey” kademesine geçiyoruz: Seni seviyorum! Amerika’da hiçbir mantıklı ilişki daha 1. haftasından (ve hatta bazen bizde olduğunun aksine 1. gününden itibaren) “Seni seviyorum.” ile başlamaz. Bu durum, Türkiye algısına “samimiyetsizlik” ya da “soğukluk” olarak geçmiş. Halbuki ben “insanlık” olarak tanımlayacaktım. Zira burada kimse cart diye karşısındakine sevdiğini söylemez. Bizim kültürde ise tanımadığın Rus’a, internette tanışıp yüzünü görmediğin insana, daha 1 hafta geçmiş olmasına rağmen kaybetmemek için “ben bağlayayım şu işi” dediğin insana “Seni seviyorum”u yapıştırırsın. Eh, hoşlanmayı atladın, genelde sözlü olarak “Sana aşığım”ı da kullanmıyoruz. Eee, geriye ne kaldı? İlk haftadan bitirdin işi. Sonra aynı yerde dönüp duracaksın (eğer sevginden ötürü yeni ifade yöntemleri geliştirmediysen). İşte, sevgili dostlarım, ola ki Amerika’da sevgiliniz olacaksa, cart diye “Seni seviyorum.” deyip şoka sokmayın insanları. Türkiye’de olduğunuzu sandığınız “sevgi pıtırcığı” değil, “samimiyetsiz bir yavşak” olursunuz. Çünkü adam “Vay be, ne duyguları varmış çocuğun.” demeyecek, “Oha, ne ara tanıdın da sevmeye başladın bre deyyus!” diyecektir. Akıllı olun, canımı yiyin.

 

4) Misafirperverlik ve Bencillik:

Sıcak gelişme! Türkler artık misafirperver değil! Günaydııın! Daha önce de değinmiştim buna. Köylerde kalan imece olayına ve 1500 yıl geride kalmış komşuluk anlayışına dayanarak hala “Türkler misafirperverdir.” diyorsan, “Tanımadığına bile sonuna kadar yardım eder.” diyorsan ve bu sıfatı, biri sana yol sorduğunda çok detaylı anlattığın için kazandığını düşünüyorsan, tüm dünya sana bir tarafıyla gülüyor efenim, hayırlı olsun. Komşularla ilişkinin kalmadığını hepimiz biliyoruz, komşuluk ilişkisi komşu kızına bakmak veya komşu oğluyla PES atmak değil, biliyorsun değil mi? Ya da spesifik olarak seçtiğin 5-6 hanım teyze ile bir araya gelip “gün” yapmak (tamam, bu geleneği kadınlar iyi sürdürüyor ülkede, bu kabulüm ama yeterli değil), birkaç bey amcayla aynı asansöre bindiğinde merhabalaşmak değil. Dur ben sana bir “misafirperverlik” anlatayım: Couchsurfing‘i duydun mu? Bu site, San Francisco’da başlatılmış bir girişim; ancak günümüzde Dünya’nın dört bir yanında aktif olarak kullanılıyor. Diyelim ki ABD’de Houston’a gideceksin ama kalacak yerin ya da yeterince paran yok. Bu siteye girip, evini ücretsiz olarak açan yüzlerce ve hatta binlerce insanı buluyorsun, onlardan biriyle yazışıyorsun (ve mümkünse otel amaçlı değil, gerçekten tanışmak ve yeni birini tanımak istediğin için) ve adamlar ne idüğü belli olmayan sana tamamen karşılıksız olarak güveniyorlar, evlerini açıyorlar. Dur hemen şoka girme, bitmedi henüz. Evinde kalıyorsun, sana yatak veriyor, mümkünse kendi imkanlarını kullanarak seni gezdiriyor, havaalanından alıyor, sohbet ediyor, seni tanımaya çalışıyor, seni evde tüm eşyalarıyla birlikte yalnız bırakıp sabah işine gidiyor, vs. vs. Evet evet, bunu yapan o kötü ABD insanı. Şimdi senden bir şey rica edeceğim. Couchsurfing’e gir ve Uganda’dan, Zimbabwe’den, Afganistan’dan, Irak’tan gelen bir adamı evine al. Çünkü Türkiye onlar için böyle bir ülke ve daha bir kere bile ayrımcılıkla karşılaşmadım (ben 10 civarı defa kullandım farklı şehirlerde). Hadi yap bunu. Hatta bak sana daha iyi bir teklifim var: Türk al bir tane. Evet ya, hani o müthiş ırkından olanlardan bir tane al, tanımadığın birine evini tamamen aç. Hala zorlanıyor musun? Komşunu al, tamam. Bunu yapabilir misin? Tüm mücevherlerin, 72 ekran televizyonun, PS3’ün, XBox’un, paraların, 4000 liralık bilgisayarın, Les Paul gitarların evdeyken, bu yabancıyı evde yalnız bırakıp git bakalım. Ya da o gün işinden izin alıp, bir parka götür gezdirmeye? Yapar mısın? Yoksa yol mu gösterirsin, “Şurdan 100 metre git baba, camiyi görünce sağa dön, orda tekrar sor, gösterirler.” Hey babayiğidim benim bee, senin misafirperverliğini, açık gönlünü yerim.

 

Bugün de 4 yeni şey öğrendik. Umarım can yakıyordur yazdıklarım bir nebze olsun. Sizi rahatsız hissettirebiliyorsam, işe yarıyor demektir yazılar. Yoksa okumasanız da olur.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s