ABD ile İlgili Yanlış Bilinenler – 1

Bu not altında ABD ile ilgili Türkiye insanının yanlış bildiklerini anlatmaya, ABD’yi son 6 senedir düzenli olarak gelen ve şu anda en az 4 seneliğine (ve muhtemelen kat kat fazla) burada yaşayacak olan, 14 eyalet ve 20’ye yakın şehir (büyük şehirlerin neredeyse tamamını) görmüş, buralarda değişen miktarlarda yaşamış, artık “deneyimli” diyebileceğiniz biri olarak sizlere tanıtmaya çalışacağım.

Elbette bu tanıtım tarafsız olmayacak, çünkü Türkiye gibi bir ülke ile ABD gibi bir ülkeyi birbiriyle kıyaslamaya çalışmak, bir tekerinin aksı kırılmış bir at arabasıyla, yeni ve tüm kontrollerden geçmiş bir Bugatti Veyron’u konfor, hız ve güven olarak kıyaslamaya benziyor. Belki at arabası da ilerliyor; ancak bir Bugatti ile kıyaslamaya çalışmak anlamsız bir çaba belki, kabul ediyoru. Evet, ben Amerika’yı bir ülke olarak, prensipleri açısından, insanı sebebiyle, kuralları dolayısıyla seviyorum, bunu açıkça ilan etmekten ve söylemekten kaçınmıyorum (ve zaten yakın çevrem biliyor ve anlıyor da). Bu sebeple bu konuda taraflıyım ve belki de genellikle ABD’nin artılarını, Türkiye’nin eksilerini görüyorum. Ama kime ne? Buradakiler benim düşüncelerim ve meraklısına yazıyorum, ABD’de yaşam üzerine akademik kitap falan çıkarmayacağım. ABD’de yaşamayı düşünenlere yol göstermeye çalışacağım ve Türkiye’den olan farklarını anlatmaya, Türkiye’de ABD’yle ilgili yargılardan ötürü ne gibi saçma sapan fikirler geliştirdiğimizi izah edeceğim.

Üstelik burada anlattıklarım uydurduğum şeyler de değil, deneyimlemesem neden yazayım buradakileri, değil mi ama? Merak etmeyin, ABD Turizm Bakanlığı para falan ödemiyor (ve aslında ABD’de böyle bir bakanlık yok bile!). İçimden geldi, yazıyorum. Hiçbirinde -belirtildiği durumların haricinde- abartı ya da gerçek dışı gösterme, absürtleştirme, vs. yoktur. Olduğu gibi anlatacağım.

ABD’yi beğenmeyen, gelip burada yaşamasına rağmen burada saydığım bazı şeylere katılmayacak arkadaşlarım/tanıdıklarım var, biliyorum. Ancak bunlar benim düşüncelerim/gözlemlerim, kendi duygu ve düşüncelerim, kendi kişiliğimin süzgecinden geçmiş bilgiler… Başkasının fikrine veya duygularına göre yazmıyorum. Genel geçer kabullere, klişelere (“elbet özlersin kendi ülkeni”, “biraz dur da orada görürsün”, “off baklava yemeden yaşanır mı?” vs.) ve duygulara (“anavatan sevgisi”, vs.) göre yazmıyorum.

Her zamanki gibi, dinamik bir yazı olacak, yayınladığım anda son hali olmayacak, aralıklarla ve yeni şeyler keşfettikçe güncelleyeceğim. Dolayısıyla ekleme yaptığım tarihleri not içerisinde bulacaksınız. Umarım eğlenir, öğrenir ve muhtemelen ABD ile ilgili inandığınız saçma kalıplardan kurtulursunuz.

31.08.2013:

Bugün en temel ve yıllardır gözlediğim bazı şeylerden bahsedeceğim. Bu kısmı sarkastik ve sert olacak, kusura bakmayın, çünkü burada anlattığım birçok şeyin tekrar tekrar karşıma çıkmasına (ve her seferinde aynı boşlukta, temelsizlikte ve saçmalıkta olmasına) kıl oluyorum. Bugünden sonra daha spesifik şeylerden bahsedeceğim ve daha düzgün yazacağım, söz. 🙂 Başta biraz sarsmak iyidir, değil mi?

1) Politika vs. Günlük Yaşam:

İlk olarak şu önyargıyı kesin ve nihai olarak kırınız. ABD politikasının kapitalist, emperyalist ve saldırgan olmasının halkıyla hiçbir alakası yok! Evet, seçimlerde oy verenler halk, kabul. Hadi ama, AKP’yi seçenler de sizlerdiniz, unutmayın! Aynı durum burada da geçerli. Bu bakımdan Türkiye ile çok benzerler aslında. Politikadan neredeyse hiçbiri anlamıyor (evet, tıpkı Türkiye gibi) ve herkes doğuştan gelen “kırmızı” (gelenekçiler – Cumhuriyetçiler) veya “mavi” (liberaller – Demokratlar) kimlikleriyle oyu basıyorlar (ki bunlara da biraz değineceğim başka yazılarda). Hadi ama, yalan söyleme… Sen de baban CHP’li diye CHP’ye oy basmadın mı? Yoksa tüm parti tüzüklerini okuyup, en uygununu mu seçtin? Birbirimizi kandırmayalım, takım tutar gibi parti tutmadın mı (özellikle Gezi Parkı olayları sebebiyle politize hale geçmeden önce). Tıpkı Türkiye’de bu işlerin dönüşümsel olması gibi, burada da kararsız (ve büyük) bir grubun oyları sonucu belirliyor. Bir o taraf kazanıyor, bir bu taraf… İki o taraf kazanıyor, bir bu taraf, sonra tam tersi… Ancak bu değişimin nedenine tekrar geleceğim sonradan, başka yazılarda… Şimdilik söylemek istediğim şu: ABD Hükümeti’nden veya ordusundan nefret edebilirsiniz. Hiçbiri desteklemeyebiliriz, sövün isterseniz, bana ne? Ben de desteklemiyorum zaten, sırtınızı sıvazlarım. Ancak bu nefretinizi Walmart’ta torbalara insanların aldıklarını dolduran 75 yaşındaki teyzeme, üniversitede okuyan ve o gece kiminle dışarı çıkacağını düşünmekten başka çok derdi olmayan ablama, işi haftanın 5 günü bir motelin kapısının önünde yoldan geçenlerin dikkatini çekmek için kocaman bir işareti sallayıp döndürmek olan ilkokul terk abime, General Motors binalarından birinin 54. katında çalışıp iş yerine Aston Martin’iyle gelen Johnny’e, tek eğlencesi geceleri okuduğu bilim kurgu romanları ve bilgisayar oyunları olan sivilceli ergen Jack’e yönlendirmeniz çok saçma. Bu nefretini genelledin mi olmaz, saçmalarsın. Adamlar var olan sistem dahilinde hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlar ve sizin geçen 3 Türkiye seçiminde sahip olduğunuzdan pek fazla seçenekleri yok. Dolayısıyla ABD nefretinizin sınırlarını gözden geçirin. Politika yapma ayağına ırkçı söylemler savurmanın alemi yok.

2) “ABD’liler Aptaldır.”

Bunu diyenlerin aptalın dik alası olması çok tatlı bir ironi. Şu cümleyi bu kadar umarsızca sarf edebilecek kadar düşünsel beceriden yoksunsan, bas git buradan abicim/ablacım, işimiz olamaz seninle. Hayır dönüp kendine baktın mı? Hayatında insanlığa ABD’li amcam-teyzem-ablam-abimden fazla ne kattın da hayatında muhtemelen görmediğin, videolardan ve filmlerden izlediğin bir coğrafi lokasyonda yaşayan 300 milyon insanı yargılayacak düzeyde görüyorsun kendini? 😀 Bre deyyus! Hele ABD halkını kıyasladığı coğrafya insanına bir bak hele: Türkiye insanı. 😀 Adamı kahveye almazlar, açık yerde söyleme bunu. Desen ki ABD insanını ben İsveç insanı ile kıyaslayacağım, efendim Norveç ile kıyaslayacağım, hadi Almanya, Danimarka falan ile kıyaslayacağım, oturur konuşuruz, yeri gelir hakkını veririm. Kendinle mi kıyaslıyorsun burayı? Yapma, etme, sokağa bu mentaliteyle çıkma! Hadi sokakta “Aslansın, kaplansın.” derler, her zaman olduğu gibi boş gazını verirler; ancak Edirne’den dışarı adımını attın mı suratına tükürükler saçarak gülerler böyle bir şeyi dersen. Hayır efendim, Amerikalılar aptal falan değildir, hatta eminim birçok zeka ile ilişkili konuda ABD insanı Türk insanından önde olacaktır. Ama sidik yarışına dönüştürmek değil amaç, tamam sen de kendi çapında zekisin, çeviksin, ahlaklısın, iyi gazlanmışsın falan, üzülme. Burada söylemek/vurgulamak istediğim şu: sağdan soldan duyduğunuz saçmalıklarla 300 milyon insanı yargılamayın, komik ve boş oluyor. Amerikalılar en az senin kadar zeki ortalama olarak, için rahat olsun. 😀 Ha bir de… Amerika’yı yerince Türkiye yücelmiyor be abicim, bir anla şunu artık. Bu saçma düşünceyi de aşalım artık. Bu yanılgının sebeplerine ilerleyen maddelerde, özellikle kurallar ile ilgili maddede geleceğim. Ondan burada deşmeyeceğim ve herkesi kendi üstün zekasıyla bırakacağım bu noktada.

3) “ABD’lilerde Hiç Arkadaş İlişkisi Yoktur, Bunların Hepsi Çıkar İlişkisi.”

El insaf! Adama gülerler be. Bunu sorana şunu sorasım geliyor: acep senin arkadaşlarınla yaptığın özel bir şey mi var da Amerikalılar yapmıyor onu? Ya da ne yapıyorsun, nasıl bir ilişkin var arkadaşlarınla bir söyle hele, biz de bilelim? Nereden biliyorsun o yaptığını Amerikalı insanların yapmadığını? Tek tek gidip kontrol mü ettin? Hani düşünüyorum, bunu diyenler kaç defa Amerikalı arkadaş edinip “sırtından bıçaklanmış” ya da “çıkar ilişkisine” dönmüş muhabbetleri? 😀 Hep şeye geliyor, “ABD kapitalisttir, insanı da öyle, her şey para üzerine kurulu.” Yav sistem öyle kurulu, tamam da, içinde yaşayanlar senin gibi insan be abicim, makina değil ki? Duyguları var, düşünceleri var, hüzünleri var, aşkları var… Senden farksızlar yani. Ve arkadaşlık ilişkileri de seninki kadar güçlü. Eğer 10 dakika önce tanıştığın adama “Baba naber ya?” diyip el ense … parmak oluyorsan bilmem, bunu elbette Amerikalılar’dan (ve genel olarak aklı selim sahibi insanlardan) bekleme. Herkes senin kadar yavşak olmayabilir, bu onların arkadaş ilişkilerini bozuk yapmaz. Şunu net bir rahatlıkla söyleyebilirim: nsani sınırlar dahilinde Türkiye’de edindiğin ve edinebileceğin her arkadaşlığı burada edinebilirsin. Hatta komşuluk ilişkileri de var, yeminlen bak. Sen apartmanda 3 kat üstünde yaşayan Halime teyzeyi tanıyor musun? Şahsen ben yan komşunun ismini bilmiyordum yav, eminim birçok kişi de böyledir. Bırak o yüzden onlarca yıl geride kalmış komşuluk-sıcaklık ayaklarını. O misafirperverlik olayına geleceğiz zaten, az dayanın, size laflar hazırladım o konuda…

4) “ABD’de Arkadaşlıklar Hep Seks Falan.”

Evet, doğru! Hepsi değil ama çoğunluk böyle olabilir. Ancak olay bundan ibaret değil, senin aklın “bunda” (yaptığım hareketi hayal edebilirsiniz) olduğu için, ona takılıp kalıyorsun. Adamların mentalitesi farklı, kültürel farkları anlaman ve kabullenmen lazım. Herif sen gibi ana kucağında ağzına yemek tıkıştırılarak büyümemiş, seks söz konusu olduğunda “Ayyy ne kadar ayıp ayool.” diyip kaçışan veya televizyon kanalını değiştiren teyzelerle yaşamamış. “Vajina” denildiğinde rahatsız olan amcalar televizyonlarda konuşmamış, üstüne bir de gidip hükümetin içinde yer almamış. Adam doğduğundan itibaren etrafında 3 parmağı geçmeyen uzunlukta şortlar giyen ablalarıyla büyümüş. Annesinin göğüsleri görünüyor diye abisi-babası kıllanmamış, kapatmaya çalışmamış. Eteğinin altından donu görünecek diye binbir büklüm olmamış ablaları etrafındaki, çünkü kimsenin derdi hayatında hiç görmediği etek altını görmek falan olmamış. Senin kendi gerici kültürünle kıyasladığın adamlar 14-15 yaşında çalışıp para kazanmaya başlamış, hayatla yüzleşmiş. İlk defa 15-16 yaşında cinselliği tatmış. Kimse de onu “namus” ayaklarına peşine adam takıp öldürmemiş. Birinin eteğinin altından zaten herhangi bir havuzda görebileceğin bikini benzeri iç çamaşırı gözüküyor diye ayıplamamış, bundan rahatsızlık duymamış, “Ohaaa bacağının 4’te 3’ü gözüküyoooo, vay anasına namussuza baaak laaan!” derken bir yandan ağzının suyu akarak “Lan nasıl kaldırırım acaba bunu?” dememiş. Tamam, okulunda senin yaftaladığın gibi “fahişe” (bunun diğer, kötü olan sözcüğü) demiştirler belki, “rakip” olan kızlar-erkekler birbirlerine lakaplar takıp, laf atmışlardır, o kadar. Ancak kimse “Aman el alem ne der?”, “Off Ayşe teyze görse yandık.”, “Ay Ali dur öpme, şimdi görecekler valla aaayyyy.” deyip saçma salak klişelere takılıp kalmamış, mahalle baskısı altında boyun eğmemiş. Çünkü insanları yaftalayan o “Ayşe teyzelerin” %99’u da aynı faaliyeti aynı yaşlarda yapmış, o yollardan geçmiş. Kabul, bu konuda biraz acayipler, dinleri “ilk günah” üzerine kurulu ama seks halk arasında son derece sıradan bir olgu. Ama dini sallayan kim, değil mi? Pazar iki dua ettin mi tamamdır, fazlası zarar. Dolayısıyla seks konusunda aş bunları, kafanı genişlet. Hala mağarada yaşayıp “Ayy, siz hala sevişerek mi ürüyorsunuuuuz, biz karı-kız bulamayınca mitoza geçtik, çok rahat oluyor, plönçük plönçük bölünüveriyoruz, siz de deneyin!” mentalitesindeysen, tabii anlayamazsın. Tabii sevişerek ürüyor insanlar lan malak, öğren bunu artık. Hatta üremesi şart değil, zevk olsun diye de yapıyorlar, yeminlen bak, sandığın gibi “ruhu” falan kirlenmiyor insanların seks yapınca. Bizim kültürde olanın aksine, seks o kadar tabu değil sadece (en azından gençler arasında, ebeveyn olunca sorumluluklar falan bozuyor adamı), olay o. Nasıl ki sen arkadaşınla sinemaya gittikten sonra arkadaş kalmaya devam edebiliyorsan, adamlar da seviştikten sonra arkadaş kalmaya devam ediyor. Beğenirsin, beğenmezsin. Kültür bu, halk bu. Beğenmiyorsan, Türkiye’de teyzenlerle Maria Mercedes izleyip öpüşmeye başladıklarında kanalı değiştiriver, yerinde rahatsızca kıpırdanıp başka bir şeyle ilgileniyormuşsun gibi yap, ne diyeyim? Ha bir de, Rus’a mı gidiyorsun, sevgili mi yapıyorsun, ne yapıyorsun, bir zahmet hallet şu azgınlığını da, sonra gel konuşalım kültürü, ilişkileri, ABD’yi falan. Tabii ABD’ye “Garı garı garı, garı verin bana, garı istiyorum!” diye geldiysen, gözün seks üzerine kurulu arkadaşlıklardan başka bir şey görmez. Sorun adamlarda değil, gene sende…

5) “ABD’liler Bencil.”

Değil. Bu yine profesyonel ve arkadaşlık ilişkine bağlı. Eğer yeni tanıştığın adamın sana şirketinin gizli projesini anlatmasını, bugün tanıştığın adamın sevgilisiyle ilgili tüm sırları anında öğrenmeyi falan bekliyorsan yanılıyorsun elbette. Onlar Türkiye’deki arkadaşlıklarda olur, doğrudur. Ama bu ABD’lileri “bencil” yapmaz, Türkiye insanını “gevşek” yapar. Ancak yine de, illa bir kıyaslama yapacaksak, her ABD’li, Türkiye’de göreceğin ortalama bir insan kadar bencildir (ve değildir). Bunu genelleyemezsin. Evrensel bir bencillikleri yok. Yakın arkadaşları için kolaylıkla kendilerini riske atabilecek insanlar. Türkiye’de de elbette bir dolu böyle arkadaşlıkları olan insanlar vardır; lafım ABD ile ilgili ileri geri konuşan boş papağanlara. Ha, sen arkadaş seçemiyorsan ya da adam gibi arkadaşlık kurmayı beceremiyorsan elin Amerikalısı ne yapsın? Sorarlar “çocuk olmuş mu?” diye… Üstelik gene, kendine bir bak hele yav. Okulda arkadaşından yüksek almak için yanlış ya da eksik bilgi verdiğin o günü hatırlıyor musun? Ödevi yapıp yapmadığını sorduklarında, 3 gün önce yapmana rağmen “Abi daha uğraşıyorum, kalem oynatamadım yeminlen.” dediğin telefon görüşmesini? Ha sen çok mu dürüsttün. Gel bir öpeyim alnından seni, “yalancılık madalyanı” çıkışta alabilirsin. Tabii Couchsurfing gibi bir olayın olması, zaten ABD’liler bencildir iddiasını baştan silip atıyor, bu kadar yazdığıma değmez. Ona bir başka maddede geleceğim, buraya sığmaz. Anlayacaksın.

6) “ABD’liler Soğuktur.”

Çüş! Yok artık! Lan Ankara’da sokakta yürürken birine kibarlıktan gülümse bakalım. Kadına gülümsesen yanındaki adam “Ne baktın hemşerim, agıllı ol, aglını alırım.” der, dayılanır, hatta dayak bile yersin iyi günündeysen… Adama gülümsesen “İpne misin, top musun olum, bi git, düzgün dur, adamın asabını bozma.” bakışı yersin. Önce bir kendi milletine bak hele, ABD’ye gelmeden önce. ABD, benim gördüğüm en sıcakkanlı ve açık insanların olduğu ülke. Ha kaç ülke gördüm? Türkiye ile birlikte 5. Bunların 3’ü Avrupa ülkesi, 1’i ABD. Çok değil, o yüzden Avrupa ile kıyaslama yap(a)mıyorum, ama Türkiye’deki soğukluk, bencillik, korkaklık ile ABD’deki insanlar arası ilişkiyi kıyaslayana gülerler. Adamlar her yerde birbirlerine gülümsüyorlar (NY gibi aşırı kalabalık şehirlerde bu mümkün olmayabilir), hatta markette aynı sırada ilerlerken yanından geçen adam sana sadece gülümsemekle kalmayıp “Naptın yeğen? Nasıl gidiyo?” anlamında “Hey, what’s up? Howdy?” gibi sorular soruyor, bir iletişim kuruyor. Sen bunu sor bakalım yarın Migros’ta, aynı raftan bir şeyler aldığın yabancı birine, “Merhaba, nasılsınız, nasıl gidiyor hayat?” diye. Ha, cevap beklediğinden mi soruyor bunu soran? Tabii ki kimsenin umrunda değil gerçekte nasıl olduğun, hayatının nasıl gittiği falan. Ama yapma, sanki sen düzenli görüştüğün arkadaşlarına bile “Naber abi?” falan dediğinde, çok mu umursuyorsun nasıl olduğunu? Hatta adamın ismi yerine “abi” deme sebebin, adını hatırlamayacak kadar umursamaz olman değil mi? Bırak bu “süper arkadaş”, “müthiş sıcak Türkiye insanı” ayaklarını… Ama bir de “Excuse me” olayı var. Eğer biri sana çok yakın geçecekse ya da ne bileyim, seni en ufak rahatsız edecek bir şey yapmak zorundaysa özür dileyip iznini istiyor. Kısaca sana, aşırı umursamasa da (kim umursar ki?) değer veriyor. “Düşünmen yeter.” olayı yani. Hele bizim millet bir kibarlığı öğrensin de, sonra ABD’ye kafa tutsun diyorum efenim.

Şimdilik bu 6 şeyi sindirelim. Sonra gerisi gelecek. 🙂

Ha, beni “Amerikan meraklısı” olmakla yaftalayacaklar için gelsin kapatmadan: YouTube Videosu
Şaka len şaka, o kadar manyağı değilim. Ama evet, başta da belirttiğim gibi beğeniyorum, bu ülkeyi seviyorum, bu ülkede yaşıyor olmaktan mutluyum… ABD’ye karşı boş değilim. 😀 Hatta Türkiye’den daha çok seviyorum. Zorunda mıyım Türkiye’yi daha çok sevmek? Yoo, hiçbir zaman milliyetçi olmadım, hep hümanist kalmayı tercih ettim. Ben seçmedim ya nerede doğacağımı… Ancak filmi başa sarsalar ve “Nerede yaşamak istersin?” diye sorsalar, Türkiye der miyim? Hahaha, elbette hayır. İlk 30’uma giremez.

Yani su burada çok güzel, sen de gelsene!

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s